Baharın nefesi saçına toka,
Herbir kulağında bir güneş küpe,
Işıklar serilmiş ayaklarına
Körpe izlerini koklaya-öpe.
Rüzgarlar taşıyor şarkılarını,
Ucu zehirli bir ok gibi fırlatım sabrımı,
Çilelerimi çelikten bir yay gibi kullanarak,
Dağlardan,tepelerden, bulutlardan aşırarak
Mıhladım zamanın çengeline,
Gün olur, zamanın değerini ararken
Değip dokunur diye
Seni kardan bir genç kız yaratmış Yaratan,
Simden, sırmadan saçların,
Lekesiz kömürden gözlerin,
Burnun körpe tomurcuktan, ağzın gülden,
Bir ömür seni doyamadan sevmem için
Geriye bir şey kalmasın diye
Sevişelim böyle bütün bir ömür,
Saçımız birlikte bembeyaz olsun.
Gel bütün gücünle saklan kalbime,
Ayrılıklar bizi bulamaz olsun.
Dünyalar yıkılsa ayrılmayalım,
Neden öyle bir elma düşmedi bizim de başımız,
Biri sana, biri bana, biri de Kamertay ‘a olmak üzere,
Neden biz böyle kalakaldık kupkuru kerevetlerde,
Neden ben alamadım senin gibi bir Padişah kızını
Veya sen, benim gibi bir karasevdalı Keloğlan ‘ı,
Neden bir tükenmeyen menziller düşmüş kervanlarıma,
Bir bilet almıştım günler önceden,
İşte otobüse bindim giderim.
Atıldık asfalta gayet yüceden,
Korkudan yerime sindim giderim.
İlk cezayı yedik daha garajda,
Konuş sırma saçlım, söyle birşeyler,
Baharın tadına doyuverelim.
Gülden, karanfilden, laleden söz et,
Yüzlerce çiçeği sayıverelim.
Baksana dallara; renk renk donanmış,
Üstünde sen olduğun için kutsal bu kağıt parçası,
Bu resim senin resmin olduğu için kutsal,
Liflerine, zerrelerine, hücrelerine kadar kutsal,
Elime değince yürekleşip duruyor elim,
Kutsallaşıp duruyor,
İçimin hasreti bir yanardağa dönüyor evimin içinde,
4
‘Arabamda gıcıldayan mazım var,
Bu serçenin lenger kadar ağzı var.’
Hacı Hanife Hanım Teyze:
- Su gibi ömrün uzun olsun kızım. Dedi. Berhudar ol.
Malta ‘daki yol kavşağında olağanüstü bir kalabalık toplanmıştı. Bir cankurtaran, yol vermek için kenara çekilen arabaların yanlarından acı sinyaller vererek Edirnekapı ‘ya doğru gidiyordu. Akdeniz Caddesi ‘nin yokuşa ulaştığı noktada, kağıt gibi parçalanmış kırmızı bir folksvagen durmaktaydı. Meraklı kalabalığın az ötesinde bir çöp kamyonu vardı. Yerler kan gölü halindeydi. Saçları alnına dökülmüş, beli beyaz önlüklü bir pastacı garsonu, çevresini saranlara gururla bir şeyler anlatıyordu:
- Na şuradan çıktı, aşağıdan. Kamyon yanlış park etmişti: Köşe başına yakın durmuşmuş. Ya iki metre, ya üç. Sağa dönerken altına girdi. Ölmüşlerdi. İki erkek, iki kadın. Onlar da tüm içkiliymiş ama. Gece eğlenmişler, sabaha her şey tamam. Ben çağırdım cankurtaranı. Çabuk geldiler ama arabadakiler sallamadı: Ölmüşler.
İki genç gözlerini kan gölünden zorla ayırıp yürüdüler.
‘Ölen ölür, kalan sağlar anlatır.’
Fırını geçerlerken kadın başını çevirdi. Sıcak taze ekmeğin kokusu caddeyi tutuyordu. Delikanlı:
- Ekmek alayım mı, Minicik?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!