Anılar var sadece zaman zaman anımsadığım
yaşadığımız ne varsa baştan sona
mutlaka geri dönüyorlar onları unutsam da
seni ilk gördüğüm an mesela bir kapı aralığında
sen içeri girerken ben çıkmaya çalışıyordum
göz göze geldik kısacık bir andı oysa
Bir ince selvi
nasıl uçup giderse gökyüzüne
yalnız bir yürekte
öylesine yüz tutar ölümüne
Güneşten önce uyandım bu sabah
ne bir arzu ne bir umu
her şey uzak bedenimden
bu çok farklı her zamankinden
bir dinginlik duygusu yükselir içimde
lacivert bir karanlık kapımın önünde
Güneş henüz yok ortalarda sabah yakın
üzerimde dayanılmaz kasveti alacakaranlığın
içimde senden geri kalan öksüz bir sevda
birkaç şişe de köpek öldüren kırmızı şarap
ve şehrim İstanbul çok uzaklarda sanki bir serap
senin olmadığın bir şehirde artık meskenim
Sen gidiyorsun ya
senden önce olanlar hep geri dönüyor
bıraktığım alışkanlıklar
boşladığım dostlarım
sonra sigaraya yine başladım
efkarımdan mı ne
vakit gecenin yarısı
oturmuşum yatağa
oturmuşum da seni düşlüyorum
duvarda kara kalem resmin
Seni ne zaman düşünsem bir kuş uçsun istiyorum
gökyüzünde serin bir rüzgâr olsun
bir gökkuşağı beni arasın istiyorum
bir bahar gelsin bahçeme güzümün içinde
solmuş çiçeklerim bir bir renklensin istiyorum
acısız güzel sözler düşsün dilime sana söylenecek
seni düşünmeseydim
yorgundu sanki bu sabah alacakaranlık
gecenin yükünü taşımışçasına
görünmek için isteksizdi güneş
küstü belki de insanlara
Kaç zamandır suskun dudaklarım kaç zamandır titrek
içime akar gözlerim bilinmeyen bir vuslata birikirim
kendime küfürler ettiğim tükenesi günlerin içindeyim
hani bir dokunsalar derler ya işte o adresteyim
dayanılmaz bir bıkkınlık oluyor
bu bir başına biten günler
seninle sonlansın ömrüm
dokunduğum zaman tenine
parmaklarımı yakan sıcaklığını sevmiştim
saçlarının saçaklarına sığınan serçe kuşlarının
sessiz ötüşünü sevmiştim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!