Sularda yankı bulan göz
Sevdalanmış aptal güzel
Haydi at kendini göle, Nergiz
Ve kendinle seviş
Çün Musa ayırdı asâsıyla
İşte iğde kokuları çınlatıyor ortalığı çın çın
Tıpkı Çin-Çin Mahallesi'nin çınlattığı gibi
Kulaklarını Ankara'nın
İğdeler koktuğu zaman yılanları öldürme sakın
Açarken iğde çalısı
Piskopos kaldırdı kollarını,
yaktı kitapları meydanda
kendi küçük tanrısının adı için
ve dönüştü dumana
bu karanlık zamanda çürümüş eski yapraklar.
Bir zaman sultandım. Sayısını bilmezdim
haremimdeki kadınların, ne ki en çirkinini sevdim içlerinden.
Değil mi ki şarkı söylerdi bana, doldururdu kadehimi
ve silerdi gözyaşlarımı, ölüm fermanı verdiğim zamanlar.
[”Kasım Ayında Elin Titreyişi”nden]
Böylelikle, bir geceden ötekine,
Şili topraklarına çökmüş karanlıkla
birlik bu uzun saatte,
dolandım kapıdan kapıya sığınmacı olarak.
Öteki alçakgönüllü evler bütün Anayurttaki
her bir saban izindeki eller
Aynı uçurumdan ölüler, tek bir koyaktan gölgeler,
ta en dipten geldi böylece
büyüklüğünün kucağına gerçek,
herşeyi yokeden ölüm,
ve delik deşik edilmiş kayalardan,
kan kızılı sütun başlıklarından
Bir düğmeye bastığımda
beyaz lamba sarılaşıp olgunlaşıyor.
Bilincimi etrafı lastikli
desteler halinde sakladığım
çekmeceyi açıyorum.
Bu odanın ağası benim.
Kahvaltı
Koydu kahveyi
Fincana
Koydu sütü
Kahve fincanına
Deldim geçtim o kabuğu
sanki binlerce kez vuruldu bana o Antartik darbe:
atın ensesini duyumsadım uyumak için
altında soğuk taşın Güney'in gecesinde,
duyumsadım titreyişini o daracık hendekte,
en altında süzgeç deliğinin o yapraksız dağda,
Eğer gerçekse beyaz
ışık su lambadan, gerçektir
yazan el, gerçek mi
yazdığıma bakan gözler?
Bir sözcükten ötekine




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla