Nefis bataklığında kurumuş kamış insan,
Bir nefeslik rüyaya ömrü harcamış insan.
Ekim 2011
Sürgün, vahşet, soykırım, katliamlar, savaşlar…
Ne yazık yeryüzünde âdemoğluyla başlar.
Dünyaya gelir gelmez katle başlamışız biz,
Değil mi kan bağıyla biz Kabil’in nesliyiz.
Pas tutmuş deryaları coşturan donanmalar,
Savrulmuş kumsallara yosunlu yelkenleri.
Hangi kayıp limanda karşılayacak rüzgâr?
Engin okyanuslardan sahile dönenleri.
Esiyor fırtınalar acep hangi diyarda?
Değildir amelleri asıl yazan melekler,
Onlar sessiz şahitler, onlar hikmetle bekler.
Bizdedir her hayır, şer; bizdedir kalem, defter…
Herkes kendi kaydını kendisi yazar çizer.
Orda mescittir her yer, orda kıbledir her yön;
Gir gönül kâbesine ne yana dönersen dön.
Temmuz 2013
Bir kışladır bu dünya, burası harp meydanı;
Gaye seçmektir nefsi alt eden kahramanı.
Eylül 2013
Dünya dünya namına bu dünyada gördüğüm;
Bir çürük ipe bağlı birkaç boncuk kördüğüm.
Şubat 2011
Çıkma Garb’ın çelikten, çomaktan kulesine;
Kapılma gaflet çökmüş, karanlık gölgesine.
Sonsuzluk merdiveni bizim minarelerde,
Her beş vakit bakarız göklerin ötesine.
Sonsuzluk sahilinde bir küçücük kum dünya;
Her dalganın ardından batmaya mahkûm dünya…
Eylül 2013
Gönül aşk sahilinde kabuk tutmaz bir yara.
Tutulmuş tuzlu suya, kapılmış dalgalara.
Ne güller saçabilmiş rengârenk bahçelerde,
Ne de kavuşabilmiş engin okyanuslara.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!