vakit ikindi derken
akşama hazırlanır birden gökyüzü
uzaklardan sesler ,görüntüler taşınır dünyamıza
kimileri bu kargaşanın boğucu çığlığına katılarak
oturduğu pencere kenarından
ufka doğru serer bir kilim gibi hatıralarını
hastayım ben be kardeş.
romatizma filan masal hep
gönlüm hasta benim
buram sızlıyor ...
boğazımdan yukarıya doğru,
beynime bir dalga vuruyor içeriden
insanın hikayesiyle ağacın hikayesi ne çok birbirine benzer
ilkbaharda allı pullu halayıklar gibi giyinip kuşanır
çiçeklenir, güleç yüzü gökyüzüne ilham verir
toza toprağa bulandıktan sonra
usulca ikindi yağmurlarında yıkanır, arınır
cıvıltılı sesler çıkarır
sessizlik yırtıldı.
artık alemin kaderi değişecekti
eskisi gibi olmayacaktı hiçbir şey
her şey başka, bambaşka olmaya doğru yoğruldu
sustular
itirazlar yükseldi
Ruhumuza açılan pencereden
bakarız dünyaya
nefes alışverişlerinin aradığı yerdir orası
gözden kaçan,
resimde görünmeyen
Vezin: Mef’ûlü / Fâ’ilâtü / Mefâ’îlü / Fâ’ilün kalıbı, hem ahenkli hem de vakur bir tempoya sahiptir. Bu vezin, bir ağıt değil, bir "mücadele marşı" niteliği taşır.
Âlemde derd-i halkı görüp bî-karâr oluruz
Kendi gam-ı derûnumuza lâ-yüzâr oluruz
Ben göklerimi dolduran ay yıldızı yar edinmişim
At sırtında serin bozkır gecelerini diyar edinmişim
Ne istemek ne bilmek yetmez aşkını yaşamaya
Bir masal ülkesi ki uğruna can vermişim
Ey dağlarına denizlerine inandığım memleketim
Ufkundan bir sabah parlak güneş gibi doğacak
az giderim uz giderim...
şehri uyutup da giderim...
kar kokusu siner avucuma
ayaza tutulur nefesim
ciğerlerimde cehennem yangını
çıkan her ses her harf bir hüznün ifadesi
içim üşüyor
kopuyor fırtına
yer gök inliyor
kar yağıyor
ilmek ilmek
senden kalbimin duvarlarına eski bir ferman asılı
dağınık, kırık dökük, derbeder
rengi alev dumanı o mağrur silsileden
yüz kez yanan yüz kez sönen günahlardan
dudaklardan akan,
sana hibe edilmiş bir aşk şarkısı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!