Göklerin sükûnu bozulur o ulvî ses ile
Ezan-ı Muhammedî Muhammesi (Tam Metin ve Şerh)
Vezin: Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün
Ol müezzin seslenir: "Hayye ale’l-hayri’l-felâh"
Müjdeler rûha iner, her nefes oldu selâh
oysa hayale bile sığmayan cennetler hep çocuktu
çocuk, cennet hazinelerinin nur kırıntılarıydı .
hep çocuktu dağların ,kırların çiçekleri
gecesi gündüzüyle, mevsimleriyle,
renkleriyle bir gelincik tarlası
her gece bir tepede ona ismiyle seslenmek isterdim
resmini çizmek isterdim
leyli demek isterdim
dolunayın aksı suyun parlak yüzüne düşmüş
boylu boyunca uzanmış da su içiyor
bağrımda bir yaranın tınısı
sen mehcur, ben hicrine düşmüşüm
sen olmasan eksik kalır geçmişim
oysa senin yolunda ne kar ne rüzgarlar kalmış
uğultun azalmış, fırtınan zedelenmiş
şehidim…
kuru ekmek ve su
açlıktan büzüldü midem
çıldırmak üzereyim
boşalmak isteyen heyecanlarımın fırtınası
ellerimle beraber omuzlarım ve başım da
ay kağanın yüzü gök
ağzı ateş
gözleri ela
saçları ve kaşları kara
çoğu zaman
bir kırlangıç rüzgarı anımsarım
yüksek duvarlı avluların terli duvarlarında
alnımın hikmetli kader çizgisini aşarak
sükuta uğrayan
uykusuz gecelerde
pusludur yüzü gecenin
yıldızları
sönerlerken bir-bir
yüreğin sıkışır cenderede
ne kadar hayal varsa içinde
kırar kapılarını fırlar dışarı
bir istasyonda unutulmuş ucu yanık mendil gibi
unutulmuş menkıbeler bırakıyorum her köşede
tren camından bir kentin görünümü kadar sımsıcak
karanlığın en koyulaştığı zamanlarda her şey darmadağın
gök, güneş, denizler yer değiştiriyor
hevesin bin bir rengine müptela hayatlarımız
bin bir arzu var yüreklerde
ezelden ebede akıp giden zamanın
her rengine
ayrı desenler çizilmiş




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!