dünya gurbetinin sessiz çığlığı benim
sınana sınana fırtınaya tutulmuş kalbe
dünya ötesi bir bakış tesellisiyim
kaç kalbe kan diye damladı hayalim
kaç ayrılığın ateşine köz düşürdü terk edilmişliğim
bir ekim sabahı rüzgarı vuruyor yüzüme
şubat ayazlarının girdabındayım
sanki kuzey gibi soğuk
üşümekteyim
üç- dört belki de yedinci mührü yemiş
çuha çiçekleri saklı içimde
bir garip dünyadır şehir
garip olan yağmurdur
garip olan sudur
oysa suyun dili vardır
çatır çatır taşları yarar
döndürür çarkı buğdaylar un olur
Ayaküstü yaşanıyor hayatlar.
Dostluklar ayaküstü başlıyor,
ayaküstü dile dökülüyor sevdalar.
Sözcükler yarım,
yokluğunu bile fark etmeyecek kadar yoksulluk içindeler
var olma arzusunu dillendiremeyecek kadar çaresizler
sözün yanağına koyacak bir kulakları yok
kulak kesilecekleri tanıdık bir ses yok
tesellisiz
isimsiz
hala yoksun
bir fırtına koptuğu zaman içimde
sinsi bir gölgeye dönen kentin sokaklarından
kaç kere geçtiğimi bir bilsen
buz tutmuş cama yapışan kar tanelerine bakarken
ocak alevinden kaçmış kıvılcım gibi
bitmeyen saatlere of
yine esirim, neticesiz med-cezirlere
aboneyim namütenahi sessizliğe
hiç vakit geçmiyor
buz parçası gibi dağılırım ,darmadağınık
göğe ve gece yıldızına
tan vaktinde sabahı kuşatan güneşe
saf saf duran bulutlar aşkına
adem aşkına…
şuası baştan başa nur,
can nurunun
bilahare faslında maceranın her türlüsü
can kafesinde sevda çilesinin bin bir çeşidi
Sen akşamları iyi bilirsin.
Sana kaç kez gül kokulu, hanımeli renkli
akşamlar hazırladım.
Kendini tekrarlayıp duruyor, dediler,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!