ayrılıkların ait olduğu ülkeyi biliyor musun
yaşarken kaç kez çıldırmanın eşiğine geldiğimi
kaç kez soğuk sabahlara kadar gördüğüm düşler
hangi bulutların arkasında gizli
taş duvarların esmer koridorlarında
her köşesi mosmor kocaman taşlardan
geceye inmiş sözün muradı sensin
farkında değilsin
kalbinin zirvesine yürüyen ağır yükün
iki yakasına düğümlenen sensin aslında
dudakların ucuna uzanan tebessümün
bir saat benden uzun,
biraz ince
dalgalı dakikaları bir siluet halinde
geçiyor içimden
içimden, içime ,saniye salise
bir hüznün vardiyasında
kaybederim ümitlerimi katran karası zeminlerde
ayaklarımın altından salınıp giden toprağı
zulmün bin bir türlüsüne uğrar düşüncelerim
göz ucuma takılır bir garip özgürlük
her dakikası zandanlar da kaybolur
sevimli saçmalıklar beynimi yormaya başladı yine
bu gece hasta olabilme ihtimalini yaşıyorum
zaten öfkem doruğunda neredeyse çıldıracağım
savurduğum küfürler yetmiyormuş gibi
ateşim otuz sekizin üzerinde
Düşme ,Gazel-i Pend-nâme-i
Ey gönül, sırr-ı hakîkatle uyan uykudan,
Mahşer-i dehr içre bî-çâre vü nâlân düşme.
Hüsn-i mutlak dileyen can ü dilden vazgeçer,
vakti gelir hikmet ummanında yeniden doğarım
olgunlaşırım manevi bir ateşin içinde
kendimi aşarak
bir fikrin gövdesinden
koca bir davaya adanıp
yok olurum
hep aynı mevsimler hep aynı manzaralar
sakin bir derviş gibi geçti yıllarım
anladım ki ilk yolculuk kendi içinde olmalı
yakın gözüken menziller ne kadar uzakmış meğer
badirelerle dolu ne yürüyüşler bitti
saçlarımda ki beyazlığı hesaba katmazsak eğer
yürürüm
her yönüm kör karanlık
bir kez daha
yolunu kaybetmişler gibi
derin kırılganlıklara akıyorum
Erik ağacının dallarına sinen o ışık,
yalnızca bir yansıma değil;
eşiğinde durduğumuz bir zamanın fısıltısı
Bir adım, sadece tek bir adım atabilsek,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!