Çok eski zamanlarda konulmuş bir huzursuzluk,
el ayak çekilince karanlık örtülere bürünerek
şehrin üzerine çarşaf gibi serilir.
Gecenin tedirginliği
her gün batımının ardından
usulca çöktükten sonra
İçim aylardır tarifsiz bir hüzünle eziliyordu
Ama nihayet gelmesini beklediğim o gün geldi
ve kuvvetli bir ümit ışığı
hüznümün buzdan dağlarına güneş olup vurdu.
Olabilir.
Onlar dilsizdirler oğlum
Sevmeyi de özür dilemeyi de beceremezler.
Böyledir eski adamlar.
Sevgiyi tanısam da
dinlerken
neyin içime işleyen o naif, eşsiz sesiydi
huşu veren hoş sedasıydı
hissiydi maddeden soyutlayan
hayatın sırrıydı
Henüz bir boşluktu,
Sonsuz bir ummanda sırdı her şey, sessizce...
Bir "Ol" nidasıyla yırtıldı o mutlak tenhalık,
Işıktın, kendi gölgeni ilk kez o an tanıdın
Sen, bir rüyanın içinde uyanan ilk fısıltı;
Neyi gizlersin, ey hâce?
Bu manzume klasik şiirimizin "Aruz Ölçüsü" ritmiyle kaleme alınmıştır. Şiirin geneline hâkim olan ve o vakur, dalgalı ritmi veren aruz kalıbı şudur: Mef‘ûlü / Mefâ‘îlün / Mefâ‘îlün / Fe‘ûlün .
Şiir aruzla yazılmış olsa da, mısralar hece sayısı bakımından incelendiğinde 15'li hece kalıbına (7+8 duraklı yapıya benzer şekilde) denk düşmektedir.
*
gel yürüyelim
yüzyıllar önce gerçekleşen
kaderimizi yeni baştan yazan
bir yürüyüşün gölgesine sokalım başımızı
yürüyenlere eşlik edelim yokuşta
gözleri ufukta
Ne zaman bir bayram rüzgârı esse,
Takvimler hangi mevsimi gösterirse göstersin,
İçimde hep o çocukluk günlerinin ,
Saf, telaşlı bir o kadar heyecanlı,
Ve alabildiğine sıcak iklimi uyanır.
susmuş bir yanardağ
küllenmiş bir ateş
akmayan bir ırmak
kokmayan bir gül gibi
söylesene
ne mecnunca yürüyüş bitti
ne leylaca adımlar kesildi bu çölde
her gün bir nevi yalvarışların çok başka türlüsüydü
bütün ahengimi kaybedip kaç kere uçurumlarına düştüğüm
bilir misin ölümün simsiyah olduğunu
siyah bir sayfada daha da siyah bir mürekkeple yazıldığını




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!