acılar
insanın benlik kabuğunu kıran yağmurlara benzer
acılar
tenimize değen tohumlar gibi
hiç bu kadar yakın olmamıştık
böylesine uzun bakışmamış, nefes nefese durmamıştık
büyüsü uzun, tılsımı hoş cümlelerle konuşmamıştık
hızır vakti o kadar uzak değil bizden
karanlığı aydınlatan mum gibi dalgalanıyor duygularımız
efkarımı dağıtacak,
sen manzaralı bir pencere arıyorum şimdi
uzak dağların ardından
silah sesleri ve ölüm çığlıklarını değil
lodos fırtınası karadenizle boğuşurken
sahile gidip gelirken
azgın koyu mavi dalgalar …
iki gün iki gece
bir eşi de göklere düğümlenirken
ve önümde gidemediğim kadar sensizlik
geceler sus
şehir sus
ben sus
ve önümde gidemediğim kadar sensizlik
geceler sus
şehir sus
ben sus
bilsen
içinde kaybolduğum bir kodestir gözlerin
oradan umutlar toplayıp kalbime atacağım
uçup duran karlar düşerken
bakışlarında sığınacak yer arayacak
zemheri soğuğunda üşüyen
saçlarına üşüşen her kar tanesi
bu akşam
yere göğe sığdıramadığım sen yoksun
duygularımız yok
kinlerimiz, nefretlerimiz, aşklarımız, sevgilerimiz yok
vakit akşam
ben ne söylesem faydasız
el ayak çekilip rüzgar kesilince
akıp gidiyor her şey uzak diyarlara doğru
hiç ardına bakmadan
dörtnala eyersiz üzengisiz
kafamı çatlatan düşüncelerden eser yok
hiç duymadığım bir hafiflik içindeyim
sanki ağırlık kanununun dışında
kanatlarım olsa uçabilirim
yer ile gök arasında geçmişin dehlizlerinde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!