garip bir masal yaşıyoruz,
hazin bir rüya soluyoruz...
ayrı telden, ayrı nağmelerden
eski hançerlerin kınlarında paslanmaya yüz tutmuş
sen derinden gelen aşk acısı
anlat bana eylül akşamlarını
kır çiçekleri renginde
kızıl kor demetlerince
şehrin kenarında solan
gelinciklerin baharını
çözümsüzlüğe terk edilmiş öyle bir kör düğüm ki
kaosları perde perde
açmazlardan çıkmazlara karışan
bir arayış macerası yepyeni bir zemin
çok boyutlu infilaklar, dağılışlar,
“Ben tükenmişliğimi ve hüznümü sadece Allah’a söylerim.”
Rabbi’mizi andıkça anmalara dönüştü sessizliğimiz
susan dudaklarımızla mühürledik kalbimizi
kanatlanan güvercinler kutlu haberler taşıdı yeryüzüne
gün ışığını giyindik şeffaf bir gömlek gibi
öyle bir sükut ki
bazen harfsiz
bazen tek heceli bir sözcük
bendeki derin sırların sesi
vaktin asra denk olduğu demlerde
var olan her şey aşktan yana
vaat edilen her esinti dalga boyu her akım
eser duygu sonsuzluğundan
aşk yıldızına destanlar yazar Leyla
en hücra en karanlık köşelerden
Bir gün sana geleceğim.
Elim boş olmayacak yüreğim gibi.
Şiirler yazıp duruyorum ya,
özgürlük şarkıları da olacak bizden miras...
Bir gün sana geleceğim,
Bir gün...
Uykunu unuttuğun bir gece,
her şey bitti deyip
her şeyden vazgeçtiğin anın bir sonrasında geleceğim;
fi tarihinden miras bir hastane odasının
et kokusuyla dolu karanlığında
yorgun ve yaralı bir o kadar umutsuz,
epey zamandır inme inmiş gibi kıpırtısız,
olabildiğince hasta yatıyordum
haziran gelmişti, güneş daha kızgın parlıyordu
at nallarının dövdüğü yollar toz halinde
hafif bir sis tabakası gibi yüksekliyordu
havaya toz kaldırıyordu hareket eden her şey
bir bahar vakti sonrasıydı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!