elindeki bastona yüklemişti
taşımakta zorlandığı
iki soluk arası
araya sığdırılmış
anlatınca kısa ama
yaşayınca
ayağındaki ufak kırığın içine hapsolmuştu
aksi takdirde engin gökyüzü
onun kanatlarının altında olacak
ve istediği dala konacak
dilediği tonda şakıyacaktı
yüreği yanıyordu,
köz düşmüş gibi çıplak duyguları
içindeki isyan savaşını duyabiliyordu
karaltılar geçiyordu
eminenin kara gözlerinden
akşam, oturmuş sobanın başında
çorbalarını yudumluyorlardı
benim obanın yemek yeyişi malum
akşam olur, çoluk çocuk
büyükçe bir sofranın başında toplanır
herkesin elinde bir tahta kaşık
her renkten pencereler açıldı
azgın emellerin aynalarına
yüzlerimizi seçemez olduk
işsiz kaldık, kalbimiz katılaştı
aşsız kaldık, ruhlarımız dalaştı
sessizce yürüyorum
büyük büyük cümleler kuruyorum zihnimde
sonsuzluk perdesindeki bir oyunun
son cümlelerini
yeniden ve yeniden
şu hayatta en iyi neyi yapıyorsak
ey busesiyle bana sevgi sunan endülüs kızı
ey gamzesiyle ta kalbimin içini dağlayan güzel
acaba ben sana ne yaptım ki
hayallerimi çok oyaladın
hiç de yanlışsız değilim ama
karınca kaderince bir şeyleri yargılayabilecek kadar
kurallarım var hayata dair
herkes kendi gerçeğini sonuna kadar yaşamalı
bazen insan zıvanadan çıkıyor
falan davranışlarımın büsbütün öfkesiz olmadığını söylemem
öyle yıllardan beri gününü bekleyen
projelerim var
evvela çok uzun
yirmi dört saat değil
yirmi dört yıl sürecek gibi şeyler
alelade günlerin bütün alakalarından uzak
Kaçınılmaz bir olgunlaşmanın meyvesi değil mi bu hayat
Hep aynı yükseklikte kanat çırpılmaz ki dünyaya
Bazen derin bir çukurun diplerine yakın
Bazen bir kanat darbesiyle tekrar çıkılır doruklara
Vicdani bir tutulmanın ıssız istasyonunda tarifi imkansız




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!