en ince cetvelle hemen şimdi
eskimiş kalbimi ölçüp ölçüp
şehrin meydanlarına bırakıyorum
terk ettiğim sokaklarına ruhumun izlerine
hangi vakit ümitsizliklerimden ,ümitler doğacak
PiRİN KİM
Vezin: Mef'ûlü / Mefâ'îlü / Mefâ'îlü / Fe'ûlün
(– – . / . – – . / . – – . / . – –)
Görsün bizim üstatlar nasıl yazmadadır hey,
Mânâ kuyusun derd ile kazmadadır hey.
Srebrenica, senin adın artık bir bıçak gibi
saplanıyor göğsüme.
O yaz,güneş bile utandı doğmaktan.
Mavi gökyüzü altında
binlerce dua yarıda kesildi.
Rahmeten lil-Âlemîn
Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün
Nûr-ı Ahmed’dir cihânı aydınlatan her seher
sabaha koşan nehirlerin
ötelere akar birikmiş zemheri suları
ne peygamber kalır hasırlarda
ne de kullara mesken olacak taze uykuları
bir müberra beldenin mücella makamından
Çocuk olup kaçardım düşlerime
ya da hayallerimi uyuturdum dizlerimde
böyle gecelerde
gözümü açsam
tavan üstüme inecek gibi olurdu
her akşam yetim düşler
öksüz sokaklar ,
çıplak ayaklı anne seslerini bekliyor
zihnin en aç yerine yapışık sefalet çilesi
sıcak çorba buğusu
ekmeğin buğday kokusunu bekliyor
akıp giden zaman ırmağının ardından
insanlara dair hikayelerle örülü
her bir sokağı ayrı bir duyguyla yüklü
hüzün ve özlem dolu
insan hayatlarını besteleyen
kendi türküsünü söyleyen şehirler
Sesin var mıydı senin?
Duyabilir miydim bağırsam karanlığına
Suskunluğun bir çığ gibi
Kırık aynalar arasında paramparçayım
İyi başlar tüm hikâyeler, ama değişir insan
Neden sert olmanın kırılmayla,
dalgalanmanın sakinleşmeyle neticelendiğini unuturuz?
Altın ışıklarıyla o ihtişamlı ağustos ayı geldi,
artık tabiat kendi içine dürülüp nefeslenerek
yanmayı seçecek.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!