gecenin ahir vaktinde öyle bir nur parıldadı ki
mekke sokakları paha biçilmez cevhere dönüştü
son peygamberin ayak izleriyle kutsandı koca şehir
nefes nefese vahşiliğe ayarlı zaman
müşrik denilen çölde
hayat acılarını takdim eder bazen
önüne set çekilmemiş seller gibi teşrif buyururlar
dibine fazla inilmez bir çok şeyler gibi
acılar da kuyuya benzer
içlerinde boğuluruz
soğuktur yüzler aynanın orta noktasında
ölmüş gibi uyur yüreğinin derinlerinde birileri
doğar başka hülyalarda sevinçten titreyerek
sevebilen her ruh kendi bedeninde
her şey yarı gövdelerine kadar kristal
mutluluk vadeden yollar var önümüzde
büyüsü sarıp sarmalar bizi
tozpembe bulutların üzerinde
kaderlerine terk edilmiş gibiyiz zeynep
bu yüzden işte yalancı umutlar
yaprak üşümüş..
elma dalından düşmüş
masal ışıldağından şaşaalı sahneler
mest eyleyen parıltılar savrulmuş eylülden ekime
yağmur taramış saçlarını gecelerce
yaprak üşümüş...
elma dalından düşmüş…
her şey turuncu
masal ışıldağından şaşaalı sahneler
mest eyleyen parıltılar savrulmuş eylülden ekime
yaralıyız işte…
ümidimizi kesmişiz kendimizden
zifir bir gecedeyiz
geleceğimize ölüm yazılı
Aşkınla yanmakta, şu garip canım,
Yolunda fedadır, şanım sultanım.
Sensiz bu cihanda, geçmez zamanım,
Gönül sarayımda, ulu fermanım,
Ya Resulallah, ya Habiballah.
Her şeyin sonu keyifli,
şekerli şerbetli olsun isteriz.
Yemeğin sonu,
tatlı ardına sohbet eşliğinde bir kahveyle;
ders, hocanın tebessümüyle;
Dokunma bana,
Gönlünde o mukaddes ateş yoksa eğer.
Gönül dediğin bir saray değil ki yıkılıp yeniden kurulsun;
Burası ya topyekûn aşkına gark olacak bir dergâh
Ya da tek bir kıvılcımla ebediyen savrulacak bir harabe...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!