bir kez yok oldu bin kez büyüdü
yakut başakların içinde titredi
hüthütler havalandı göğsünün üstünden
kimi sisten kimi esintiden kimi korkudan
gökten sicim sicim indi
değdi ağaçların bedenine defalarca
şu anda bir mevsim gerek bana
deniz ve yağmurun hükmettiği
kayalarına martıların konduğu
baharına cemre heyecanı düştüğü
ağacı toprağı bitkisinin olduğu
bir mevsim ki
her şey değişmiş, her şey eskimiş
zamanın olmadığı zamansızlıkta
öte başlangıcın kıyısında köşesinde
karanlıklar ülkesinde bekle
kristal buzlar dökülsün kıvrımlarından
yörüngelerinde yüzsün parlak gök cisimleri
şubat soğuğu düşünce
dışarıda naif bir kar yağışı
içerde uzaklara göçmüş zihnim…
daha dün buradaymışım gibi
şehrin yorgunluğunu atmak için
ayrılık vakti sensiz geçer geceler
karanlık odalarda hasretim sensin
işlenen günahların suçlusu benim
kaç kez hissettiğimi sen bilemezsin
o sensiz duyguları, pişmanlıkları
hiç sordun mu yaşananların suçlusu kim
çözdük ayak bağlarımızı
çekildik kör kuyulardan
ayrı bir yerde duruyoruz şimdi
kalbimizin uçarılığına eşlik ediyor bedenimiz
dünya dar geliyor bize
her kitabın ortasında
ya bir kuru gül yaprağı
yada kurşun kukusu
yarını yarım kalmış
avuçlarımın içinde ibrahim
her sabah kutlu yol düşlerime giriyor
çiğ düşüyor gül yapraklarından mabedime
mahsun kalmak sır olmak kadar gizemli
yeşil gölgeli bir seccadenin derinliklerinde
belki de cennet aramak kadar imkansız
Mevsimlerden bir sonbahardır su.
Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan
bir masaldır.
Şimdi orada olsaydım denilen yerdir...
aşk istiyorum
kalpten kalbe konan kelebek kanatları gibi renkli
kudümlerle düşünüp neylerle ağlayan ahenkte
tuz kadar mübarek, ekmek kadar aziz
toprak gibi bereketli, su gibi temiz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!