esir kentlerin mahpusları gibi
puslu sokaklara serpildi fırtınalı akşamlar
göz kapaklarımdan kan damladı
her karanlıkta yağmurlar büyüttü acılarımı
her solukta biraz daha
uçurumlara doldurdun güneşi
kumu, çölü yanık renkleri
ürperip durdun
keskin bir bıçağın sırtında
sen de gel hayat
ölümün tam ortasına
rüzgar yeniden canlanır
bir küheylanın yelesinde özgürlüğü tadarım
salarım koyu maviliklere kendimi
ilanihaye ta derinliklere
ufuklarımı alacakaranlıklar sarmalar
unuttum ilkin pusulasız hayalleri
bağrım çöle dönüştü gönlüm çöl ateşine
kurbanı olmadan yağmurlarına diriliş yok
sorma sakın bu gök bu deniz neden karanlık
sanırım tek suçlu o kömür siyahı saçların
geceleri yangın yerine çevirir yakamozlar
dalgaların üzerinde sonsuzluğa adanmış
her dem bir varidat tufanıyla sırılsıklam
küsuflara maruz
şimşekler mertebesinde yansımaları
nice sürprizlere gebe
aşka sınır tayin etmek mümkün mü
izleri gecemde gündüzüm de
şevkle coşar ,neşeyle çarpar yüreğim
hançer yarası kadar kutlu
kurşun yarası kadar makbul
gözyaşı dökmek kadar...
dönülmez akşamın ufkundan
çekilip gidiyor güneşin kızılca ışıkları
pas tutuyor pencere önlerinde umutlarım
yıldız yıldız
yolsuz şimal gibiyim
şevkle coşar ,neşeyle çarpar yüreğim
hançer yarası kadar kutlu
kurşun yarası kadar makbul
gözyaşı dökmek kadar...
ümitlerimin sadrını açmak için
gölgeler uzuyor güzün solgun yaprakların altında
eriyor vakit, kayıp gidiyor saatler
alaca gölgelerin hoyratça tırmaladığı
sağır zamanlarda bir çaresizsin
gölgeler uzuyor güzün solgun yaprakların altında
eriyor vakit, kayıp gidiyor saatler
ağaçlardan kanatlanıyor serçe kuşları
çekiyor anaforuna teneffüs edilen her nefes




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!