Sonsuzluk yazan kalemine,
Başımızı koyup da eğemedik.
Sadece payımıza düşeni aldık,
Kaderden kalanı göremedik.
Ağladıkça biz sana ezildik.
Yeşilleri keselim
Kırmızıları yakalım
Mavilere akalım
Sarılara bakalım
Kahveyi içelim
Beyazda kayalım
İkimizde aynıyız,
Et ve tırnaktanız.
Kavuşunca çoşar,
Ayrılınca ağlarız.
İkimizde farklıyız.
Doğmak, niyetimize bağlı kılınmamışken,
Yaşama saikiyle bağlanırız biz hayata.
Düşüncesizce söylediğimiz onca sözün,
Esiri olur, biz dünyadan da nefret ederiz.
Bedeli ödenmeden kazanılan ne varsa,
Avuçlarımızda iz bırakmadan kaybolup gider.
Yıldızları salıncak yapsam da sana,
Yüksek dağlardan su getirsem de,
Aşkım sana en başından imkansızdı,
Dünyayı versem de sana inanmazdın.
Adını gökteki bulutlara yazsam da,
Su, en güzel haliyle saf ve duru akıyor
Çiçekler, mevsiminde kokular saçıyor
Güneş, bizlere yüzünü dönmüş bakıyor
Rüzgar, hep en güzel şarkıları söylüyor
Yağmur, bereketiyle topraklara yağıyor
Varsın, ne sular aksın, ne çiçekler açsın
Bazen hüzünle ağlarız,
Aynı hüzünle susturuluruz.
Bazı şeyler acı verirken,
Canımız çıkacak gibi olur.
Acılarımıza dokundurmayız,
Tekrar kullanacakmış gibi,
İçime çektiğim havadan,
Damarlarımda akan kandan,
Gece gördüğüm rüyadan,
Aklıma düşen resminden,
Her şeyden daha güzelsin.
Gönlüme gizlediğim gizsin,
Yunus gibi bildiklerini unut!
Dünya sırtına yük olmasın.
Gönül gözlerini Şemse aç,
Mevlana ol uykudan uyan!
Nakkaşe sabırla nakşetti örtüyü,
Elindeki sır tutan iğne ve ipliğiyle.
Ustalık ve maharet sahibi gözlerle,
İnce ince işledi varlık aleminde insanı.
Acele ile vurulan sıva tutmazmış,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!