Kavuşsaydık Ne Olurdu?
Düşünüyorum bazen.
Ya o gün, o an, o mesafe olmasaydı…
ya zaman inat etmeseydi,
ya yollar uzamasaydı,
Bir yokuş vardı çocukken yürüdüğüm.
Taşları sessizdi… ama hatıralar kadar ağır.
Her adımda birini gömdüm;
Bir bakışı, bir sesi, bir dokunuşu.
Altında ezildim o taşların.
Kendi ile Yüzleşmek
Gözlerimi kapattım…
Sadece bir an için değil, bütün bir hayatımın ağırlığıyla.
Ve gördüm…
Bastırdığım tüm korkuları…
KENDİMİZLE KAVGAMIZ (manifesto)
Biz, kendi içimizin savaş alanındayız; bir yanımız hâlâ çocuk, bir yanımız çoktan mezar taşı kadar sessiz.
Her nefesimiz bir sorgu, her adımımız bir meydan okuma; kendimize döndüğümüzde gördüğümüz sadece gölgelerimiz.
Camus’un dediği gibi, yaşam absürttür; biz hâlâ anlam arıyor, o anlamsızlığa küfrediyoruz. Ama fark ediyoruz ki acı, anlamı bulamamaktan değil, kendimizi kaybetmekten doğuyor.
KERAMET KİMDE
Bir şehir var içimde,
Kiremitleri yanık, bacaları suskun.
Kuşlar bile göç etmiyor artık,
Herkesin omzunda bir “keşke” yükü,
Keramet Ne Şiirde Ne Şairdeydi
Bir sabahın tam eşiğinde uyandım,
Rüzgârın sesiyle açıldı perdem,
Gökyüzü eski bir defter gibiydi,
Sayfalarında yarım kalmış dualar.
Kibrit Aşkı
Bi baksana bana,
kibrit çakayım mı
şu aramızdaki aşk meselesine?
Kim bulaştırdı Aşk’ı bu satırlara…
Aramızdaki mevzu…
hep şiirden ibaretti…
Bir kağıt…
birkaç satır…
Kırılınca Kimse Duymayacak
Yaprak döker bir yanımız,
öteki yanımız çok katlı bir suskunlukta
bina gölgesiyle ağaç gölgesini
aynı akşamüstüne sığdırmaya çalışır.
Kırmızı Elmanın Sırrı
Başlangıçta,
henüz hiçbir gölge düşmemişti toprağa,
rüzgâr meleklerin nefesi gibi esiyor,
ışık cennetin damarlarında dolaşıyordu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!