Dün bir resim gördüm ...Beni çok etkiledi... Anılarım canlandı...Yaralarım yeniden kanadı. Sebepsiz yere bir kalp kırdım... Sebep vardı aslında , tabii kendimce. ...
Sonra bir dostun sayfasında Didem Madak Belgeselini izledim...
Şair ; *Sınıfta eziyet ettiğimiz yoksul çocuğunun gözlerine baktım, o kara gözlerde acıyı gördüm...
Benim için şiir yazmak, onun gözlerindeki kocaman kara acıdan, bi çeşit özür dileme biçimi oldu *diyordu...
Bu sabah elimde yine yine bir edebiyat dergisi var.
Ki oku oku bitmez bir hazine...
Bu sabah okuduğun ilk şiir Didem Madak dizeleriydi..
Şiir epeyce uzun.Ama yüreğime dokunan, hani vardır ya okuduğun şiirde, en çok kendini bulduğun mısralar...
İşte bu uzun şiirde kalbimi titreten bölümü paylaşmak istedim.
Güllü Şarkılar...
Sabah bahçemden sadece tek gonca olan güllerden topladım. Çünkü bazı goncalar, bir çok tomurcukla doluydu.. .
Toplarken düşündüm, ne çok güllü şarkılar vardı.
İlkin,rahmetli Behiye AKSOY un sesinden dinlediğim *
*Ayrılmalıyız Artık* şarkısını anımsadım, ki *Saadet diliyorum sana beyaz güllerden* diyordu.
Elimi Tut Çocuk...
Dijitalden önceki resimleri karıştırıp duruyorum bu sabah.Önüme geldi 90 'lı yıllarım...
Sanırım okulun son günleri...Artık ikinci sınıfa geçmenin sevinci içindeler. Tek tek yüzlerine baktım..Şimdi her biri ana , baba oldu.Şükür ki çoğunun ismini anımsıyorum...
Hele çok uzak bi kırsaldan gelen oğlum vardı.. Asla unutamadığım.
Sabah yürüyüşümde yolumun üstündeki portakal ağaçları çiçeklerini çoktan dökmüş , küçücük portakalları oluşmuş bile...
İğdeler de çiçeğini çoktan uçurmuş.
Ihlamurlar tam gençlik çağında, her dalı çiçekli... O temizliğin ferahlığını anımsatan kokularıyla sarışın sarışın gülümsüyorlar...(Bana öyle geliyor)
İsterdim ki bir dal koparıp eve getireyim... Ama olmuyor işte. Dünyanın en ferah , ana şefkatini anımsatan kokusuna; iğde çiçeğinden bile fazla alerjim var.
Karşıdan seyrettim uzunca. O rüzgarda salınan iki renkli yaprakları:
Bugün yanı başımda hayıt çiçekleri var. Kimi beyaz kimi mor...Sabah erkenden toplayıp geldim.
Çok severim hayıt çiçeklerini, o da fesleğen gibi , yarpuz gibi bana çocukluğumu anımsatır.
Ben bunları yazarken ,bir Baudelaire dizeleri düştü aklıma...
Hüzne çıktı bütün yolların.
Unuttun gündoğumlarını
Kaçırdın bütün sabahları
Davran gönül ömür bitiyor.
Geçip gitti leylak zamanı
Uzun zamandır griye çalıyordu gökyüzü.
Güneş doğmak,ya da doğmamak arasındaydı.
Sonra bir gün vazgeçti doğmaktan.
Gri'den siyaha döndü ufuklar.
Herkes 'ne oluyor' diyordu birbirine..
*
Doğa *Lal zamanında...
Yapraksız ağaçlarda üşüyor serçeler...
‘İyiyim !‘ diyorum
İnanmıyor , kendim kendine...
Bu sefer işaret parmağımı sallıyorum
Yapraklarını dökmeye başlamış citlenbik ağacı...
Güz hüznüne kaptırmış kendini
Kuru dalına konmuş küçücük bir çayır kuşu...
Bildiği bütün şarkıları söylüyordu.
Ağaç sıyrılır gibi oldu güz dalgınlığından...
Titredi dalları...Savruldu son yaprakları




-
Mustafa Bay
-
Mustafa Bay
-
Mustafa Bay
Tüm YorumlarAğzımızın tadı, huzurumuz, ruh sağlığımız bozulmadan, iyi bir bayram geçirmemiz dileği ile, sevgiler, selamlar...
Sağlık, esenlik ve 2024'ü aratmayan bir yıl dilerim,
Sevgi, saygı, muhabbetle...
Öğretmenler Gününüzü içtenlikle kutlarım,
Saygı, sevgi ile daima...