Aşk,şehrin tümlenen özleminde silinmezlerine silgi.Beni siliyor aşka
Dominolar yaşıyor yüreğim…
Tesadüflerin ritminde eriyor yanıldıklarım.
-Gölgelerin dilinden anlamak istemiyorum.Bu sıcak sensizliğin sonunda
kompradorların çıkar penceresinden sana bakamıyorum.
Şüphenin yalın halinde uzar istemediklerin.Güvensizliğin ben haline çekimlenir eylemlerin.
Gelme ile gitme arasında morglarım var benim, sol yanımda sensizliğin mezarı,korkuyorum sensiz baharlardan.Çiğdemlerin açılmasını bekliyorum.Her çiğdem bir dem sunacağım kırılmalarımın telvesinden.
Umuda kelepçeli gözlerin, virankentimin kuytularında kendi özleme dayalı hazlar kuruyor. Duygular birikim yaparak yaşanan acılar daha da acıtmasın kalp kırıklarını yaşıyorum. Şimdi hatırladığım tüm mutlulukların sonunda bir hüzün kuyruk sallar.İçimden fersah fersah kaçışını betimleyen deniz dipli bir ejderhanın ağzı açıklığı kadar korkak ve ürkeksin bir türlü olamadığın yanımda.
İç denizimde iç açıcı olmayan sancımalarım anlarına ritmik bir koz bırakıyorlar.Kozmoslar ile olmazlar yan yana beni senden ayırmanın ateşli telaşında.Henüz dudaklarımızın yazmadığı bir aşkı öpücüksüz,kansız hatta susuz bitirmek istiyorlar.Benim içlenişim İstanbul gibidir, bilmelisin…Büyük ve de karışıklığın alışıklığı gibi bitimsiz.
Coğrafyamı bertaraf eden bir kumrunun yüreğindeki aşk damlasından yıkandım
Sızım ve sözüm beni yeni tayfların öngeçmişinde kendi icraların icrasında mecbur edilmişliği esatirken sen kesif sayhalarındaydın…
Uzun hava arası bir hava eser seslenişlerimizin suskunluklarına.
. Susmalarında detaylarla arayan yanılmış ve sıra dışı özlemleri tertipleyen bir ruhun cemisiyim.
Okunuşların yatağında hoyratça akan deli bir fırat’ım bir yanım sensiz akar ta Badel aşkül Basra’ya. Hoyrat dalgalarımın bohçalarını attım kayalıklara kuruyor oracıkta. Uzak kıyımlarla saçılan yüreğime, bir aşk açısı açtın.Beni bendine bağladın,damla damla barajım doldu,şimdi elektrik veriyor özlemler.Uzak buluşmaların her yeri aydınlık aşk enerjimizle
Buz dağına çarpsa da batmayacak aşk titaniğimizin okyanusunda seni okuyor hasretin dalgaları.Beni sana pazarlıyor her damla tutku…Adı konulamamış güftelerin güvelerine nakarat kılıyor seni bana sunmalar.
Sevmenin tadı bir şölen düzenliyor hevesli yaşamın her seni özlediğim anında.Evet,yoksun yanımda,evet omzum senli bir anında depresyonunda..İliş yüreğimin özlem aysbergini erittiği etik, betik akışlara.
Al beni,alınmış,alınamamış,kalınmış,kalınamamış,sevilmiş,sevilememiş her anın sancağına.Seç beni gönül tahtına.Altından ve senden işlemi tahtımın yanlarına kendini işle…Işısın,yaşasın yaşanmak istenilen arzu ile arz arasında sıkıştır beni.
Amalarımdaki zincirleri parçala sözlerinle. Uzakların uzları buzdağları yükseltse de periliğin cananlığını azaltmaz ve süt kokan doğumların güncesine yeniden ek beni…Ekil karşılaşmalarıma…Biraz umut ırmağını dalgalandır hesapsız özlemlerin sonlarına.
Kağıttan tutkularla gemi yaptım gelmelere
Üzülme sen gelişlerin som altını ruhun işlendi bir kere
Babı-aşkından abı* hayalim geçti bir kere
Razıyım renginin son aynasında aynı ruh olmaya
Adın kalsın,kalışların kan kırmızı güncelerinde
Çıplak ruhumun cümlesine özne olmuş bir halim vardı.
Hiç tanımadığın, hiç okumadığın, içini aydınlatan yüklemindeydin.Yükün vardı, varlığının aşk temsilcisi vardı, bebek yüzünü taşıyan fidan boylum yoktu.
-Günlükler tutuyordu dilsiz kalan günceler.Seni yazarak yaşamanın kolaycılığını kaçmıştı ahde vefanın bülbülü.
-Seslenişimin sesini kısan tavırlarına karşı çok sesli bir sabır filminin baş rolündeydim.Rolüme kadar seni oynar, oynatıldığım sevdaya ömrümü kurban ederdim.
-Sense bilindik sosyolojik duvarlarını örerdin. Egolarının bütünlemesinde kalmış nefretlere sınav sorusu hazırlardın.
Gidişin ölmüştü, kalışın mumyalanmıştı.Yaşanırlık yeniden canlanıyordu.
Duruşun, duruşu bozulmuştu.Bilinmezliğin kolyesi düşmüştü algılarında. Kendinden geçmişliğin geçmiş zaman perisi gibi uzaklaşıyordun masalımda.
-İnsan sevince masal gibidir. Her gece onu hayal etme masalıyla uyur. Uzlar yıldızlara kadar uzar.Gece biter, masal bitmez. Masalındaki peri için yaşar insan severken. Hayat, cadılığını çok sonra gösterir.
Şimdi o ömrünü sunduğun Keloğlan, gittikçe k’elleşiyor. Bütün padişahların kızları bana varmak için sırada.Sıra kuyruk yıldıza kadar uzanmakta.
-Bilirsin giderken seni kuyruk yıldıza bağladım.Kuyruk yıldız koptu ilk kez.Gözümle, özümle, acımla, derdimle, özlemimle, her şeyimle yaşadım.
-Gerçekten kuyruk yıldızın kopunca dünyam yok oldu Bennara
Kan emici işgalcilere ithaf..
ruhun sığınaklarında mazlum kelebekler uçar nura
biz nurdan doğan nura koşan ermiş sevgilerin çırasıyız
lanetlenmiş sülünlerin kan haritasında vurulan bebeğim
Varuben varlığımla gariban. Bu dünya gariplerin yeridir.
Çoktanlığın çakrasında buldum seni...Auraların açıktı.Renkli düşlerin emziğindeydi aşkın bebeksi ağzı. Tadıma kadar adın yetişmişti.Yetişkindi yetiştiklerimiz artık.
-Bitkin değildi, bitkisi gönlünde yetişen aşka alev filizin.
-Hezaren anların mezarı var sensizlik yerine.
Fırtınanda yuvarlandım Leyla’nın Mecnun için gözyaşı döktüğü ahu soflardan. Bir ardıç ağacı büyümüş gözyaşlarının sularıyla.Avuç topladım,avuç içlerim kanadı,anılmışlığın kırmızlığından yedim.
Sorgularının serap hali eğilir, sen sulara su dersi verirken, ben sensizliğe susamışken, aşk küresinde buzullar erir.
Bakışınla deniz olur, akışım ve tutuşum. Gelgitlerinde “gelin olma ”
benzersiz bir duruşla beyazlarını saklıyor ruhun sarayından.
Gelmelerini,sevmelerini, saklarsın zamanımın zulasına. Söz olursun, sözcükler ağlar, göz olursun gönül gözüm görmez olur, aşk olursun süzersin, işlersin resmimi bensizliğine danteline bam telinden çala çala, çalakalem gitmelere kanun olur söylenirsin derdimin en ince cevabına.
Işıltın bedenimi armalar, yediveren bir yürek ülkesi olur,üst bir rütbenin süvarisi gibi gülüşlerinin yollarına cephemi açar önce kendimle sonra sensizlikle savaşır, dururum.
--mavi sularında saat seni ben geçerken
Yağmurun muşunda ıslandı muştularım
…:yüreği yorgun sevda nadasında mavileri uzattı geleceği




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!