Ömür y’arasıdır senli yaşanırlık.Ruhunun ocağında pişen gül közlerindeyim. Gönlünün kavruk masalına karışıyor dimağlarım.
-Göğsümde düşlerinin sıcaklığı. Solumda k’anıyor sevda yelin.
Bir ucu sonsuzluğa, bir ucu sensizliğe,havalanan bülbülün son adılıyım.Senli düşlerin, düşüncelerin, güzel hayallerin yerini tutuyorum.
...
klişe bir istanbul iklimi gibi esiyordum yüreğimde
sabah hüzünlü bulut,öğlen sıcak düş, gece ay yüzü kadar mutlu an
işte bu sevginin gramercisiydim
dilimle dilinin dil bilimcisiyimdim
aynı sözcüklerin bağrında aynı ışının sevi bağıydık
aynı özlemin uğruna ayna olan içsel volkanın bağılıydık
….:Bir şeker de sen kat bu aşka….
İçime çektiğim dehlizlerin can kırıklarında kırılmayacak bir gelecek gördün.
-Gidenlerin gidemediği, gidemeyenlerin gittiği algı ile ruhsal çalgı arasında bulantılarım var.
Eteklerini yırtmış etik masallar anlatan kırmızı rujlu perinin aşk rejimine göre yönetemem kalbimi…
-S’oyunuk….duygularım var.
Yalnızca bir kolu vardır bu sevda ırmağına kul olan sevdanın.
-Omuzladım damlalarını, benliğime kadar ıslandım.Kurlarınla kuruttun, bir daha ıslanmak istedim.
Önce uslanmalısın.Önce usunu giydir bu fikri perilerin çıplak düşlerinden.Örüntülü olmasın düşlerin.
-Bahtın tahtasına yazdım seni.Silecek silgim yoktu.Bütün silgileri çalmıştı çok sevmişlik. Artık, duvarın her yerinde adın var.Artık adının her duvarında duvağın var. Artık, süslü bir gelinsin cümlelerime.Artık, sözcüklerin damadayım.
Hecelendiğimiz gecenin leyli özüsün. Leyla şavkının tan közüsün.
-Dağ dağ aranışımdasın.Ovalaşıyorsun ve Ferhatlığım biteli çok olmasına rağmen.Düz bir ovada ürkek bir ceylan gibi sekiyorsun sevdaya.
Bir kevni dünyamız vardı.Haddimizi bilerek, haddimizi aşmayarak kendimizle sevi romanı yazıyorduk.
'o kendini biliyora ithaf'
Dudaklarının yaşam pınarında bir tas sevda suyu aldım susamışlığım gitti.
En ölümsüz yaşam beyazlarına ismini yazdım, yazıldım huzur dalgalarına. Kavuşmanın gücüyle salla beni, içsel bebeklerimi.İçimde yaşanmış felaketlerden sonra geldin,viranelerimde gül gibi yetiştin.
Ayrılıklar dökülürken kaçınılmazların dallarından sevdayı toplar ruhun akutları. Bilinmez bir tutkuyla çağırdım senli huzurların çiçeklerini,kendime baharlar sundun.Uzak kalışlarına destanlar yazdım kendi mitlerimden.. Yolcusuz aşk metrobüsü ilerler aşkın ilk ışıklarıyla, beni sensizliğin en anlatılmaz kentine taşırlar.Nerde ineceğim,hangi sokak,hangi cadde,hangi felsefi manada duracağız bilmiyorum.
Yormak istemiyorum artık cümlelerimi.Yeni bir dil gerek beni sana anlatmak için.Anlam yetmiyor, Türkçe aciz .
-Yan yana getiremiyor sözcükler. Baş başa bırakamıyor başlangıçlar, üst üste alamıyor algı ve üst benlik.
-Ele ele buluşturamıyor özlem, hasret, acılar, vuslat.
Uzakları tercih ediyor her şey.
-Zaman diyor,zamanla diyor kader.Bana alfabenin son harfiyle seslenme.Adın, sevdan ilk harfle başlarken öyle son harfin sözcükleriyle bağrıma seslenme.
-Bu dil yetmiyor dilsiz kaldığım aşk sonrasızlığına.
Seni dünya yaptıktan sonra yüreğimde küresel ısınma devam etti.
Şimdi bütün kürelerde sensizliğin penguenleri ölür.Yalnızlığının kutbunda buzullar şarkı söyler.
-Erir aşk, erincine sarılır sarılmalarım.
Beni de anlamaz olur anlam.
Hiç kimse yok, olmayacak bu bahtsızlığın iklim değişiminde. Jeopolitik gizemlerinde sırlarım kademlerini sunacak. Seni özleyecek yaz mevsimi.
-Sen aşkın yazgısıydın yazlara. Şimdi karakışları uzatıp uzlarını bağlama
El’azize Gelmez misin Nazlıcan-2
“En çirkin dekolte aramızın açık olmasıdır.”
Dekolteni kapatacak param parçalarım var. Permalarını da yamala belki perişanlığımı da kapatırsın. G’özüm görmesin dekolteni.
kalakalışını payladığım işlemsiz uzaklarındayım
teselli yalnız sana teslimlerimde araşır
gözleri dönmüş bir bercestenin zindiyim
bekleyişin sözsüz çölünde arıyorum seni
kanattığın yüreğimden akıyorum sensizliğe




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!