ruhun öğrencisi
Emeller enlemlerimde aşka yeni anları sırrına ifşa ederken
Malihulyalarını yeni güncende yıkasın umut sen akarken ben'e
Estiğin kalplerin başkentinde ruhsal bir diriliş başlar güzelliğinle
Laleler açar özlemlerinin baharında yeşilleniyorum gelmelerinde
Özleyişinde sızan her kelime yarama sözlük
Tanımsız bir bekleyiş hariç
Seni tarif ettim mavi düşler susuzluğunda
Sürünerek sana gelen aşktır yaşamanın yılanı
Benden ısıran, benden kanayan sensin gerisi yalan
Bir gelecek ile seni eliyecek aşk arasındayım
Kahkahaların kahında künyem soyunur soyut akışlarına
ve güzel gözlü yaşamın yangınlarında bendimi yakar giderim
Bir melekle ödüllendirildiğim kayıpsızlar sarkacında
Bir gelecek var aşka,bir sevecek var geleceğe
açmış kollarını bekliyor umutların bebeği
Bilmek istemek belki de bilmek istememektir özleyişim. Derin bir yüreğin endurunlarında okudu sevdam. Mecnun gibi çölden beslenmedi sevilerim. Çöldeki her kum tanesini Leyla olarak görmedim. İstanbul kadardı sana olan künhüm. Büyük ve bir o kadar da küçüktü.
-Düğümleri çözmeyi bilmedi kader. Kederine benden tanımsız benler ekledi. Aşka ilmi sirenler çaldı. Seni sosyal atlasın her yeşilinde buldum.
- Sistem mühendisliğinin öncüsü,astronom ve mekanikçi Ahmed Bin Musa’nın can kızı oldun.Ruhumun sistemlerini çözemedin.Yaşam mekanik bir algı değildi oysa.Senden uzak kalmanın yaryüzünü bulamazdın bensiz…
*
Pasteur’dan önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı. İstanbul fethinin manevi babası ve Fatih sultan Mehmet' in Hocası olan Akşemsettin’in bizi özetler. Harflerinden senin adın çıkıyor.Benim sonum çıkıyor. Bana benziyor bu ilmi atlas. Senin Fatih’in bendim. İlk kez bütün ilklerine iliklerine kadar, ilgime kadar, aşkına kadar, kaderine ve kadarına kadar sana ilk kez geldim. Oysa surların vardı. Oysa seni fethetmeye gelen yüzlerce erkek vardı. Ben geldim. Sultan 1. Aşıkkettin olarak. Surların ve sırlarına rağmen, Aşkşemsettin olarak geldim sana.
-İstanbul’da bir güzeli sevdim, İstanbul’u daha çok sevdim…
' o kendini biliyora'
Göz kapaklarını kapattı.Konfetiler yağdırdı aşk penceresinden.Yarasaların o keskin bakışlarından ezber bakışlar attı bana. İliklerine kadar tutkunun suyunu sıktı ki ben çıktım.Dört işlemi yaptı; ama elde kalan artık özlemleri formüle edemedi.Yalnızlığını çarptı hep küsuratlı hep ben suretli sayılar çıktı.Puslu susmaların son zadesine son bakışımı zeyl eyledi.Bebeksi fotoğrafını gördüm,hani belki içindeki çocuksudan bir ninni söyleyerek aşkıma cevapname olur.Çıldırtan dengelerine sarınmıştı bir kere.Niyetlerinin harmanında kırk haramiler,harama bulaşmış güncül hazlar derliyordu.Kaskatı kesilen diline,dilence hevesler besliyordu.Bir şairi sevmek nasıl olur? Hayatında kaç şair var ki? Ya da dünyada şair sevdiği olan kaç sevgili var? Sorularının giyotinleri döküm gibi kalbine döküldü.
Kalbimdeki bu ince kalıbın aşk kitabını yazıyordu. Korlarından koma beni.
Şair viranesinde darmadağınık ruhun kitabesine bu şair sevilir, bu şair yaşanır. Ruhum eylem ki baş kaldırışlarım,aşka akışlarım hep bir eylem.
Tanımsız aşk arasından” kalp kentimde öylesine kalakalmıştım. Önceleri gelip beni buralardan ve sensizlikten alırsın diye çok bekledim. Alev alan özlemler yakalandı hüznün tutuşan utanç çırası benimi yakıyor.
Sarıldı dil yarası,arandı bende sensizlik yağmurlarının her damlası.Son damlada meğer gözyaşların karışmış.Oysa ne sen geldin ne de ben ölümcül şafaklardan kurtuldum. Gidişin öyle sessiz bir çığlıktı ki duyan bütün seviler bile masum; sadece bir gidiş işte diyemediler…Nedenleri zincire vuran edenlerime şüpheler yaktılar.Benim gamsız duvarıma yazdılar,sanki dünden razıymışım gibi.
Oysa öyle değildi. Sen giderken, bende sahibi bilinen sensizlik cinayeti işleniyordu. Katil ben değildim; ama ölen ve yeniden sende dirilen belliydi; ölen bendim,acıların vıcısını çeken de bendim Ha özleyken de.Şimdi soruyorum? Katil ben mi yoksa sen mi? . Sen giderken içimde vicdani depremler oldu, artçıları devam eden depremlerde gönül evim virane… Beni benden alıyor yüzündeki
O masum gidişlerindeki ağlamaklı halin.Sende kalmaya geldim,senli kalmaya geldim.
“Hayır, olamaz” diyordun,sevgim bitti üstelik kim bilir başka aşk oyunlarında beni unutturma meçhullerini yaşıyorsun. İllk zamanlar, “bu değildi benim sevdiğim kadın, bunca yürek devişirdiğim,bunca şiir yazdığım kadın bu olamazdı.
hiç bitmeyen sevdaların sözsüz makamındayım
Hüzünkar çiçeklerin meyvelere küstüğü sensiz notaların diliyim
Ezberci güllerin kurumuş yaraları üstüne yazılır bahtım
b/ağladı/m kader
k/alem ş/ahit s/alında benim gidişim renklenir
savaştığım sensiz gidişlerin eleğinden geçiyor elemim
bunu bilene ithaf.....birises
Koleksiyon bakışlarını derledi ayışığı gece yolladı bana
Dokunmamışların ruh perisi gibi yoktun gece heveslerimde
Almışlar ruhumun magmasından sıcaklığını
Dalmışım... bir meleğin sözlendiği sensizliğe
-Gönül:
-İç çocuğun hep yalnızlığın ambarında.Tokluk aklın himayesinde. Doymak için sevmek lazım, sevmek için aşka büyümek gerek
Akıl:
-Aşk diye bir şey aşk mı. Aşk, aslında içsel açlığımızı doyurma eylemedir.
İçimizde aç kalan hisler, hazlar, ilgiler, algılar, özençler, magma gibi durur.İçimizi ısıtır ve buzullara gidip kendimizi bulmak, içimizi tatmin etme uğraşıdır.
-Aşk karşı cinsin buzullarına magmai sıcaklığınla gitme yolculuğudur.
Bedeli güllerin yaşam kırmızılıyla çevrili özlemle parsellenmiş sevda kentimize gelsene.
-Rotamızda mutluluk kendi ruh rayını çizerken, ben kendi modern metromu yapıp derin ve sessizce sana geliyorken.
-Gelsene son durağa. Mezar ile taş arasında kalma. Aşkın mezar taşı yoktur, aşk ölmez, aşk öldürülmez, aşk kendini infilak eder.
- Gel_senE aşka…
Aşk içimizdeki gelgitlerle kendi med-cezirini çizer. Yakamozlar alkışlar tutkuyu. Sanırım ben tutkulardayım. Anladım ki aşk ile tutku farklı şey.
Gel,sana gül bahçesinde gül nasıl aşk olur onu öğreteyim. Her gül aşk olur, her gülden aşk balı yapılır. Arılar ile şairler arasında kalmamayı da öğren. İkisinin de çiçeği çoktur. İkisi de bal yapar, vals yapar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!