-Ece’lim alışık dağlar sürer, sol yanımda senden.
-Dilerim seni dile getirelemeyen her şeyden. Aşka sükunlarımı sererim serimi.
Bir sen’e bir senemi sinemde yaşatırım. Aşk saçlarında saklanırken okşar bulur saçlarının yelleri arasında kalmışlığımız. Şımartırım seni mavi hayallerin ıslanmış yaşanmışlığında.
Aşkın haremindeyim senden başka sevmek haram .Yara sofalarına atmışlar İstanbul şahit. Yara kabukları üstüne üstsüz kalmış üstü alınmamış tutkularını yazarım.
-Gri vuslatın Grek sevinçlerinde çakırkeyfim dolanır sensizliğe
-Bakar ağlarım .
Ç’ölümde kum tanesisin, tek tek gözlerime savruluyor bakışların.İlk bakışın, son bakışın, ilk sözün, son sözün arasında ne varsa kum gibi gözüme giriyor. Onca güzele rağmen kimseyi görmüyor gözüm. Bu kariyere,nüfuzla beni isteyen onca periye perlerimi açmadım.
-İçimde kasırgalarım namelerini söylüyor. Melodik bir vazgeçilmez gibisin.
Gözden kopan damlasının ıslattığı kadar huzurum kaldı. İlk damlan kadar ömrüm kaldı.
*Islanmışım, unutamıyorum seni. Bu sevgiler kalabalığın denizinde yunus olmuşum. Yunus Emre’yi sevdiğin kadar seni anlamak için. Senin sevdiğin bütün bilinç kulelerini okudum,onların sözlerinde, dizelerinde eridim senin için.
Yalnızlığın sürmanşetine yazdırdım sensizliği. Emanetin var içimde. Merak etmiyor musun bu aşk emanetini.
-Öyle gitmekle çözüm mü ki?
Yenilgiler tomurcuklarını açmış sevdamın gövdesinde, sensizlik çiçek çiçek,hüzün meyve olmaya yakın ve ben ali orman olmuşum gerisi boş sözce gülüm. Dünün gözyaşlarında seninle yıkanmışım, seninle kurulanmışım kumrunazım.
Gizlice hüzünlere sevişen gitmelerin penceresinden bir gül attım,tutup kokladın ve sonra da kalbimin defteri arasına alıp gittin.Her mevsim dilindeki ağıtlarla sessizliğimin nadaslarına nedenlerini bıraktın.Beni ekmedin sevda seherinde ben bülbülken ve sana ötüyorken.
Ağladıkça an yağar sevgi yüzünden, yürekten dökülür korların, savların, savunmasız gidişlerin. Ve ruhumu kaynatıp giderken bile bir haftalık yemek yapıp gitmeni hangi huzur halim unutacak.Bir sevgili giderken,gözleri nemli ve acılarını heybesine alarak hatta içlenmiş bütün nakışlarını da alarak acımsı gözlerle yemek yapıp gider mi?
Hangi aşk damarım bunu kaldırır, yemek bitti,sevda bitti, sen bittin, benden bir şey kalmış mıdır? Gelip gördün mü senin yaptığın yemeklerden sonra kemik halimi. Bir deri,bir kemik kalmışım; ama hevesimin andında hani yeniden gelirsin diye can çekişiyoruz kara sevdayla birlikte bahar bahçe umutlarda.
Kimi aşktan, aşk ölürmüş,bizim ki ölüm değil,menzili uzak tutkuların sızısıdır. Sızısı algılanmaz, sol ağrıya kırkayak özlemler yapışır.Tutar ta senden,ta geldiğin andan.Bekleyişe sarılan sülünler gezer yüreğimden emer beni senden. İşte böyle anlarda yaşamın zemzemi bütün kurumuş özlemlerime dökülür.
Terk edilmiş yürekler in derinlerdeki ilgiler toplar beni biraz.Acıların paslı basamaklarında ruhum gelişleri dinleyerek düşer düşlerinde.Ki ben artık vurulmuşum, yaralıyım, sensizim.Beni pansuman edecek bir huzurun sınırındayım.Mayınlar döşeli,yabancı bir güzel acıyarak geliyor dünyama.Mayına bastığında aşk ayağı yaralı, kolsuz, sızısız.
Keyfime kafiye arıyordum sen şiir oldun,dize dize döküldüm kor yüreğime.İçimdeki çocuğu büyütüp aşk yanımla içsel konuşmalar yaptın
- Gerisi yalan, gerisi yaşanmasa da olur.Ödülü,ödümde od olarak kalan yaradır, beredir, serperedir.
- Yar/aydı, yar yüzünde yar aydı gecemde görülen.
- Yerini hiçbir yıldız dolduramayacak kadar tane taneydin.Pırıltılar ve göz yaşlarındaki şırıltılar anlatırdı.
- - Acılara örülmüş,gidişlere kavrulmuş derinden ta derindendi …
bir şey her bir şeye aşılanmışken
alışkanlığıma alıştırmalar yapan yüreğimde
süzülmüş sevgilerden demli bir geleceğe tümleniyorsun
Üşüyorum üstelik sevgi magmasında
Düğümlendim tenha akışlarına
Susuyorum orada değilin tüm oral akışlarına
öksüz kavuşmalarımdan kayıtsız sular akar sana
nil kısalır rüyalarımdan sana benler akar
doyurgan arzuları resetlerken rast gelişlere gelmeyim
içimdeki piramitler ninnisiz uyanır bezişim senken
mumyalarımdan mumlar yapar yalnızlığım
hazanların etken meclisinde ruhsuzluğun flörtünde akışım
s a n a susadığım kaderin ortasında
s u s u y o r u m sular aşka k’anarken
iftarına çok var mı?
acıkmış bir y’elin oğluyum
hurma yerine sarma ile açayım orucumu
bir öpücük kadar doyur beni
-Olların olağanın dışına dışavurumlar olarak vakumlarını sunuyorlar.
-İdealimize batan gerçeğin kılcığına karşı, karşılanmaz güdülerimiz olmalı. Bizi ver yansılara yansıtan içsel ışıldayışın bikri olmalıyız.
-Ya bakir bir genç kızın çeyizi gibi tümden hazır ve temiz ya da bir bebek gibi meleksiliğin salıncağında sallanmalıyız.
Kendi oyununda kaybolmuşlarımızın oyunbozanlarını bulmalıyız ki seni bulmak, senle buluşmak kolay olsun.
-Çılgınlıklarının özetiyle masum bir dersi geçmek kolay değil elbet.
Ol vakilerin kefaretini ödemek, olacağın gölgesini uzatmaktır belki.
''Ağlıyor musun hala senin göz yaşlarından akan acıların grilerinde ben var mıyım?
Sus hadi canım, rüyanda sıcak bir ve bensiz bir ülke karışır belki.
Yüzümüzü geçmiş zamanlara çevirmiş aynı fiilde ahlarımız çekimleniyor..Ertelenemeyecek kadar yoğun mecburlar ortasında birbirimizi takdis ederek susmalara su oluyoruz.Bilir misin benden sana akan tüm pınarlar kurudu.Küresel akışın
kuytusunda aradım. Çok sesli bir bir isteme bendini ördüm gelmelerine.
Bak yağmur yağıyorum, gözyaşlarının yerine .
Evet, yağmur söndüremez içimdeki ateşi! ''Bu yağışlardan eller etkilenir sellerimizden.
suskunca bir lav büyüdü özlemelerinden şimdi sönmemiş bir umudun akıcısıyım
senin yakılmışlarında zil çalan arzuüstü istemlerim islerini ruhunun kağıdına bıraktılar
ve öğreteyim sana adını..yanağımı yanağını bastırdığımda, saklı kalmış bir nöbetin, sesimde, ortaya çıkmış, sımsıcak halisin sen aslında..adın yakar dudaklarımı, gizli kalmış bütün duyguların aslısın sen aslında..
sevincin nöbetinde beni bekleyen yeni bir tehlikenin son andında vefan bırakmadı beni
üşengi bir arzın tarzında sen nasılların ön sorusundan çıktın karşıma
karşı çıkılmaz ummaların dalgasında sularım sana akmaya vefalı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!