Tekeller büyüdü,
sınırlar dar geldi,
dünyayı pazar diye ölçtüler, biçtiler.
Ve “ulus”u
kanla yoğurdular.
Bir sessizlik vardı
kirpiklerinin ucunda asılı.
Adını koyamadığım bir uzaklık,
yanağımdan çekilirken rüzgârla birlikte...
Sen çoktan gitmiştin aslında,
ama bir mendil gibi kalmıştın cebimde
Sözcüklerin sustuğu bir duraktın,
adresin rüzgârdı,
kimliğin geç kalmış bir bakış.
Yollar karla örtülürdü senin geçtiğin yerlerde,
maviye bürünürdü sessizliğin
Gecenin ardından yürürler,
güneş henüz karar vermemişken
doğup doğmamak konusunda.
Ne yıldız haritası tutar yollarını,
ne bir sınır çizer düşlerine.
Karanlığı bölmeye değil
Bir yüzü cop, bir yüzü şeker;
bir eli bombada, öbürü demokrasi nutuklarında.
Halk kime inansın, kime yaslansın?
Demokrasi dedikleri zincir,
özgürlük dedikleri kafes.
Karanlık sarmalıyor ovayı,
her sokakta puslu bir göz,
her meydanda bir yas,
ama halkın yüreğinde
tutuşan ateş sönmüyor.
Kelimeler, kutsal ayet gibi duvarlara çakıldı;
özleri boşaltıldı,
altın yaldızla süslendi.
“Bağımsızlık modası geçti” dediler.
“Bilimin ışığı fazla parlıyor,
Bir ranzanın gıcırtısında değil,
taş duvarın nabzında tutuyorum zamanı.
Her saniye,
bir mermi ucu gibi göğsümde dönüyor.
Bir sandalyeydi altı boş,
bir yargıç oturuyordu üstüne,
kravatı vardı ama vicdanı yoktu.
Delil konuşmazdı artık bu salonda,
yalanlar tutanakla kutsanırdı,
gerçekse susturulurdu —




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...