Sabah değil
Zaman değil
Takvimdeki her gün
Aynı ezber, aynı zulüm
Bir sokak başında durur yoksulluk
(Emeği çalınanlara, sesi kısılanlara, umudu sınananlara…)
Bir ateş vardır
kömür karasına saklanmış
gözle görülmez ilkin,
sessizdir,
(Madene inenlere, kürsüde susturulanlara, atölyede ezilenlere, sırada aç bekleyen çocuklara…)
Toprağın altında
karanlığı kazarken bir avuç ekmek için,
avuçlarında nasır değil,
memleketin çatlamış alnı vardı onların.
(Alınteriyle yaşayanlara, yüreğiyle direnenlere, yarını omuzlayanlara…)
Bir ekmek bölündü önce,
bir sofrada eksildi lokma,
bir annenin eli
çocuğun tabağına son parçayı koyarken
Bizi duvarlar ayırdı
Kâğıtlar, coplar, mahkeme kararları
Kapatılmış dosyalar, mühürlü klasörler...
Ama sen,
İçimde yıkılmayan bir kentsin hâlâ
Zamanı büküyordu ayak izlerimiz,
bir harita gibi kırıştı geçmiş.
Sesin kalmış bir köşede
biraz rüzgâr, biraz küf.
Tutunamayan anılardı artık elimizde kalan,
Unutturdular,
yurt sevgisini küflü raflara kaldırdılar,
adını değiştirdiler,
özünü boşalttılar,
bir ayet gibi tapınıp eğildiler önünde.
Tekeller büyüdü,
sınırlar dar geldi,
dünyayı pazar diye ölçtüler, biçtiler.
Ve “ulus”u
kanla yoğurdular.
Bir sessizlik vardı
kirpiklerinin ucunda asılı.
Adını koyamadığım bir uzaklık,
yanağımdan çekilirken rüzgârla birlikte...
Sen çoktan gitmiştin aslında,
ama bir mendil gibi kalmıştın cebimde
Sözcüklerin sustuğu bir duraktın,
adresin rüzgârdı,
kimliğin geç kalmış bir bakış.
Yollar karla örtülürdü senin geçtiğin yerlerde,
maviye bürünürdü sessizliğin




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...