Bir gece değil bu
Zamanın kıyısında unutulmuş bir öğle
Gölgeler kısa, çay bayat
Ama gözlerinin ucunda
Bir başka iklimin daveti var
Bu gece
Gökyüzü dumanla örtülü
Ve yıldızlar birer suskun tanık
Yanıyor çocukluğumun ormanı
Düşünüyorum da
Çatlamış ceviz kabuklarını ezerek
toz tutmuş turna tüyleri topluyorsun.
Rüzgârı değil,
rüzgârın ardındaki sesi dinliyorsun.
Yaslı ovanın mor kıyılarında
tutuşmuş zamanların içinden geçiyorsun.
Sermaye artık tek tek devletlerin dar çuvalına sığmaz,
yerküreyi ağ gibi saran örgütlerde yaşar:
IMF’nin tabelasında,
Dünya Bankası’nın kasasında,
BM’nin diplomatik maskesinde.
“Ben demiştim” diyenler,
sisli havanın tüccarlarıdır;
açmazların pazarında
egosunu parlatan muhterisler.
Ama gerçek,
6 Eylül 1975,
öğle vakti 12.20’de
toprak sarsıldı.
23 saniyede
2.385 hayat söndü,
Bugün havalandırma sarıydı
Hep öyle olur ya
Bir gardiyanın dudağındaki sırıtış
Ranzaya düşen saç telini hatırlatır
Zaman, çay bardağında demlenmez artık
17 Ağustos 1999,
saat 03.02…
Marmara’nın kalbi sarsıldı.
Yer kabuğu çatladı,
Kocaeli uykusundan fırladı.
Saat üçü geçerken
yer ansızın titredi.
Uykusundan fırladı Marmara,
kırk beş saniyede
ömürler yarıldı.
Bir düşman yarattılar
Hollywood’un senaryosunda,
önce büyüttüler, silah verdiler eline,
sonra “işte düşman” dediler.
Afgan dağlarında, CIA’nin sofrasında




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...