(“Bir çocuk gülüşünde gizli tüm devrim ihtimalleri…”)
Bizi hiç dinlemediler
Sözümüzü kesmeden önce
Sesimizin rengini hiç duymadılar
Sadece gürültü sandılar
Susmak,
göğün derin yarığıdır,
bulutun içindeki gürültüyü gizleyen.
Bazen taşın dili,
bazen ırmağın tutamadığı gözyaşıdır.
Kalp dediğin
sadece emme basma tulumba görevi yapan et değil
isyanı ve aşkı temsil eden bir ateştir.
Söndürmek isterler onu,
daraltırlar yollarını,
Bir damlayla başlar her hikâye
Gökyüzüne bakarak düşer toprağa
Kimi zaman bir yaprağın ucunda
Kimi zaman bir çatının kırığında
Ama hep sessizdir,
ve hep diridir düşerken.
Bir sabah kalktığında,
Yargı siyasetin arka bahçesi,
Hâkimler ise oradaki bahçıvan gibi görünüyorsa
Bil ki o ülkede adalet
Kendi mezarını çoktan kazmıştır.
Kasap tezgâhında dizilir hayat,
koyunlar, boyunlarını sürterek yürür
ıslak taşlarda.
Kan kokusu çöker puslu havaya,
körleşen gözlerin üstünde
Yorgun bir gecenin ardından
sabah dediğin
bir yara gibi açılır göğsünde.
Güneş doğar ha;
ama kimine ısı,
Biz geceyi sevmeyi orada öğrendik
Karanlık korkutmazdı bizi
Çünkü yıldız saymayı
çamurlu çatılardan öğrendik.
Kulağımızda bir ıslık
Bir zaman, meydanlarda dobra söylerdi,
dilinde hakikat sandığımız bir şarkı vardı.
Oysa burjuvazinin diliydi,
sermayenin gizli notasından çalardı.
Sonra aynalar kirlendi,
Gözlerim tutmaz
bir yazın ağırlığı altında
ezilir bedenim,
dilimde ağır bir sessizlik,
imkânsızlığın hırıltısı.




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...