Susmak,
göğün derin yarığıdır,
bulutun içindeki gürültüyü gizleyen.
Bazen taşın dili,
bazen ırmağın tutamadığı gözyaşıdır.
Bir damlayla başlar her hikâye
Gökyüzüne bakarak düşer toprağa
Kimi zaman bir yaprağın ucunda
Kimi zaman bir çatının kırığında
Ama hep sessizdir,
ve hep diridir düşerken.
Bir sabah kalktığında,
Yargı siyasetin arka bahçesi,
Hâkimler ise oradaki bahçıvan gibi görünüyorsa
Bil ki o ülkede adalet
Kendi mezarını çoktan kazmıştır.
Kasap tezgâhında dizilir hayat,
koyunlar, boyunlarını sürterek yürür
ıslak taşlarda.
Kan kokusu çöker puslu havaya,
körleşen gözlerin üstünde
Biz geceyi sevmeyi orada öğrendik
Karanlık korkutmazdı bizi
Çünkü yıldız saymayı
çamurlu çatılardan öğrendik.
Kulağımızda bir ıslık
Bir zaman, meydanlarda dobra söylerdi,
dilinde hakikat sandığımız bir şarkı vardı.
Oysa burjuvazinin diliydi,
sermayenin gizli notasından çalardı.
Sonra aynalar kirlendi,
Gözlerim tutmaz
bir yazın ağırlığı altında
ezilir bedenim,
dilimde ağır bir sessizlik,
imkânsızlığın hırıltısı.
"Senin gölgene bile sığınamayan komşun varsa, güneşin de haramdır sana!"
Bu ülkenin yüzde doksandokuzu “Müslümanım” diyor
Ama komşunun açlığını gören yok
Bir çocuk çöpten ekmek alırken
Bir vekil mecliste geğirir
Ansızın kıpırdar sessizlik.
Bir taş yer değiştirir,
ve her şey başlar yeniden.
Bir ıslık gibi döner zamanın yüzü.
Kırılmış bir saat,
Gece yarısı,
00.20’de toprak yarıldı,
Tosya ve Ladik,
kırıldı derinden,
7.7 büyüklüğünde bir sarsıntı,
280 kilometrelik yarık.




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...