Ucuz hayatlar yaşıyor bu halk
Ama pahalıya ödüyor ihaneti.
Bir kilo domatesin fiyatı,
Vicdanın ederiyle yarışıyor.
Tencerede kaynayan su artık
Yemek değil, umut haşlıyor.
Rekabet bitti,
tekeller kurdu tahtını.
Artık işçi değil yalnız;
köylü, memur, zanaatkâr da
sömürü çarkına düştü.
Bir kavram icat ettiler,
adı “ulus”,
ardına gizlediler sermayeyi,
orduları, kanı, zoru.
Feodal beyin karşısında
Bir işçinin cebinde
Sigara saracak kâğıt gibiydin
Yoksul ama onurlu,
Dolu dolu ama tükenmeye yazgılı
Yani ne zaman elim değse sana
Duman gibi dağıldın avuçlarımda
Umut, öylece durmaz rafta
Tozlanmaz kitap gibi
Beklemez seni süs olsun diye
Umut, sabrın kılığına girmiş
En direngen biçimidir isyanın!
Gölgesine düştüğüm bir andın sen.
Fotoğraflar silindi duvarlarımdan,
bir tenhalık kaldı ardından.
Sözcüklerin titriyordu dudak kenarında.
Yağmur değdi mi yüzüne,
bendeki mevsim kararırdı ansızın.
23 Ekim’de,
Van titredi.
7.2’lik bir yara açıldı ovada,
binlerce ev yıkıldı,
644 can sustu,
bir şehrin kalbi durdu.
19 Ağustos 1966,
saat 14.22’de
Doğu’nun yorgun bağrında
bir kez daha titredi Varto.
Yer sarsıldı,
Yağmurun doğurduğu bir çocuktu,
Karadeniz’in puslu kıyılarından
Ankara’nın gecekondu ışıklarına taşındı kalbi.
Sobanın dumanında pişti ekmeği,
paslı çivilerde çarptı yüreği,
Soğuyordu içimin ateşi
dağ başında bir kar sessizliğiyle.
Parmak uçlarımda pusu,
bir çukur kadar suskun.
Bir fesleğen ürpertisi dolaşıyor




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...