Bir kumaş serdi tezgaha, adı Fatsa,
İğnesi adaletti, ipliği hürriyet.
Öyle bir dikiş dikti ki sökülmez asla,
İlmek ilmek emekti, adı haysiyet.
Dedi ki; "Ne yaptıysam halkımla yaptım,"
Sarayın değil, sokağın sesine taptım.
Gecenin en kör vaktinde
Ankara’nın soğuk bir koğuşunda
Üç nehir akıyordu ölüme doğru.
Deniz’in parkası,
Yusuf’un bitmeyen inadı,
Hüseyin’in kitaplar dolusu bilinci…
"Senin gölgene bile sığınamayan komşun varsa, güneşin de haramdır sana!"
Bu ülkenin yüzde doksandokuzu “Müslümanım” diyor
Ama komşunun açlığını gören yok
Bir çocuk çöpten ekmek alırken
Bir vekil mecliste geğirir
Ansızın kıpırdar sessizlik.
Bir taş yer değiştirir,
ve her şey başlar yeniden.
Bir ıslık gibi döner zamanın yüzü.
Kırılmış bir saat,
Ucuz hayatlar yaşıyor bu halk
Ama pahalıya ödüyor ihaneti.
Bir kilo domatesin fiyatı,
Vicdanın ederiyle yarışıyor.
Tencerede kaynayan su artık
Yemek değil, umut haşlıyor.
Rekabet bitti,
tekeller kurdu tahtını.
Artık işçi değil yalnız;
köylü, memur, zanaatkâr da
sömürü çarkına düştü.
Bir kavram icat ettiler,
adı “ulus”,
ardına gizlediler sermayeyi,
orduları, kanı, zoru.
Feodal beyin karşısında
Bir işçinin cebinde
Sigara saracak kâğıt gibiydin
Yoksul ama onurlu,
Dolu dolu ama tükenmeye yazgılı
Yani ne zaman elim değse sana
Duman gibi dağıldın avuçlarımda
Umut, öylece durmaz rafta
Tozlanmaz kitap gibi
Beklemez seni süs olsun diye
Umut, sabrın kılığına girmiş
En direngen biçimidir isyanın!
Gölgesine düştüğüm bir andın sen.
Fotoğraflar silindi duvarlarımdan,
bir tenhalık kaldı ardından.
Sözcüklerin titriyordu dudak kenarında.
Yağmur değdi mi yüzüne,
bendeki mevsim kararırdı ansızın.




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...