Duru bir sabaha benziyordu gelişin.
Ne göze çarpıyordu
ne de saklanıyordu.
Bir bakış geçti gözlerimden —
hafif, eğreti, telaşsız.
(Siyasetin sustuğu, kalemlerin konuştuğu çağda)
Korku nöbetine tutulmuş gibiydiler
Ekranlarda nutuk atanlar
Bir çocuğun açlıktan öldüğü habere
Sadece gözlerini kaçırarak cevap verdiler.
Zamanın kıyısında,
adını anmadığım bir akşam
düşer gölgeler,
bir yıldız gibi kırılır gece.
Göğsümde sessizlikler birikir,
suskunlukla sarılır kalbim.
Şehrin ışıkları söndü,
rüzgâr yüzüme dokunmaz artık.
Ama ben yürürüm,
sessizliğin kucağında.
Her adım
Bana bir ses verdin,
sustukça çoğalan.
Ne vakit kendimi arasam
senin susuşunla karşılaştım.
Bir harf eksikti adında
Paslı zincirlerden sarkıyor gökyüzü,
çürük baharların kokusu sinmiş rüzgâra.
Bir zaman özgürlük diye bağıranlar,
şimdi halkın ekmeğini satıyor pazarlarda.
Sermaye büyürken kanla,
Bir sabah denizle göz göze geldim,
Köpüklerin dilinde Devrim Türkülerini dinledim,
Maltepe'nin dik yokuşlarında Cevahir'in son nefesini,
Kızıldere'nin karlı toprağında Cihan'ın kanını gördüm...
Taksim'e gidemedim o 1 Mayıs sabahı,
Tarih bunalımların diliyle konuştu;
her savaşın ardında aç bir canavar belirdi.
Pazar için kan döken eller,
yeryüzünün üçte birini kaybettiğinde
kızıl ufuk doğdu,
işçilerin bayrağı yükseldi.
Bir pankart açıldı
rüzgârın bile okumaya çekindiği
bir cümle gibi durdu gökyüzünün altında:
“Bir çocuktan bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz.”
Boğazında büyüyen,
ama bir türlü çıkamayan o kelimeyi biliyorum.
Yutkundukça şekil değiştiriyor:
önce sızı,
sonra yara oluyor.




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...