"Ahmet Arif'e selam durarak başlıyorum şiire"
Nerede bir meşe kavrulsa,
Nerede bir çam çırılçıplak kalsa,
Nerede bir keklik, kor halinde kanat çırpsa,
Oralıyım ben, oralı olmalıyım!
Gölgesiydin ayın,
rüzgarın unuttuğu kıyıda bir sızı
baktığım her şeyde biraz sen
dokunduğum her şeyde biraz yabancıydım.
Saçların kuşların telaşını taşırdı
Kendi sesime sağır kaldım.
Kimse çağırmadı beni içimden.
Zaman, bir koridor gibi uzuyordu
ve duvarlarında suskunluk asılıydı.
Ayakkabılarımda biriken toz,
Önce aç bırakırlar seni,
Sonra sorarlar: “Çaldın mı?”
İş yok, aş yok, gelecek yok…
Ama cebindeki bozuklukları sayar
Adliyede bir memur:
“Lüks yaşıyorsun!” diye.
Toprak çiğnendi işgalin postalıyla,
emperyalist dişler saplandı Asya’ya, Afrika’ya,
Latin Amerika’nın damarlarına kadar.
Halklar uyandı;
elleri çıplak da olsa
Gün geldi,
sömürgeler ayaklandı.
Asya’da, Afrika’da,
dağlarda, çöllerde
halklar doğruldu.
Sabah değil
Zaman değil
Takvimdeki her gün
Aynı ezber, aynı zulüm
Bir sokak başında durur yoksulluk
Bizi duvarlar ayırdı
Kâğıtlar, coplar, mahkeme kararları
Kapatılmış dosyalar, mühürlü klasörler...
Ama sen,
İçimde yıkılmayan bir kentsin hâlâ
Zamanı büküyordu ayak izlerimiz,
bir harita gibi kırıştı geçmiş.
Sesin kalmış bir köşede
biraz rüzgâr, biraz küf.
Tutunamayan anılardı artık elimizde kalan,
Unutturdular,
yurt sevgisini küflü raflara kaldırdılar,
adını değiştirdiler,
özünü boşalttılar,
bir ayet gibi tapınıp eğildiler önünde.




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...