Yağmurun doğurduğu bir çocuktu,
Karadeniz’in puslu kıyılarından
Ankara’nın gecekondu ışıklarına taşındı kalbi.
Sobanın dumanında pişti ekmeği,
paslı çivilerde çarptı yüreği,
Soğuyordu içimin ateşi
dağ başında bir kar sessizliğiyle.
Parmak uçlarımda pusu,
bir çukur kadar suskun.
Bir fesleğen ürpertisi dolaşıyor
"Ahmet Arif'e selam durarak başlıyorum şiire"
Nerede bir meşe kavrulsa,
Nerede bir çam çırılçıplak kalsa,
Nerede bir keklik, kor halinde kanat çırpsa,
Oralıyım ben, oralı olmalıyım!
Gölgesiydin ayın,
rüzgarın unuttuğu kıyıda bir sızı
baktığım her şeyde biraz sen
dokunduğum her şeyde biraz yabancıydım.
Saçların kuşların telaşını taşırdı
Kendi sesime sağır kaldım.
Kimse çağırmadı beni içimden.
Zaman, bir koridor gibi uzuyordu
ve duvarlarında suskunluk asılıydı.
Ayakkabılarımda biriken toz,
Önce aç bırakırlar seni,
Sonra sorarlar: “Çaldın mı?”
İş yok, aş yok, gelecek yok…
Ama cebindeki bozuklukları sayar
Adliyede bir memur:
“Lüks yaşıyorsun!” diye.
Toprak çiğnendi işgalin postalıyla,
emperyalist dişler saplandı Asya’ya, Afrika’ya,
Latin Amerika’nın damarlarına kadar.
Halklar uyandı;
elleri çıplak da olsa
Sabah dediğin
herkes için güneşle başlar,
benim için
ilaç saatleriyle.
Bir elimde iğne,
Gün geldi,
sömürgeler ayaklandı.
Asya’da, Afrika’da,
dağlarda, çöllerde
halklar doğruldu.
Bir zil çalar
ama bu kez
çocukları çağırmaz
içimizde bir yerleri susturur.
Okullar vardı




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...