Daha dün harman yerinde
omuz omuza türkü tutan eller
savaş meydanına sürüldü.
“Ulus adına” dediler
ama kimin ulusu?
Sis çökerken meydanlara,
koyunlar bıçağa sürtünür,
boyunlarında ölümün soğuk izi.
Kurtlar pusuda bekler,
karanlıkta gözün önünü göremeyen
Gecenin kıyısında yürürüm,
adımlarımın sesi bile susar.
Dilimde kelimeler
ama hepsi zincirlenmiş,
hiçbiri dökülmez karanlığa.
Henüz başlamadık diyorsun.
Ama taşlar çoktan yerinden oynadı.
Sokaklar,
sanki bir şey olacakmış gibi bakıyor.
Duvardaki yazılar bile geriniyor.
Bir sabahın ayazında kuruldu üç darağacı,
Korkuyu giyindi cellat, yüzünde bin bir acı.
Deniz gülüyordu cellada, boynunda yağlı ilmik,
Biz biliriz; devrimciye ne zincir kâr eder, ne kemik!
Yusuf’un bakışı şimşek, Hüseyin bir derin derya,
Kapitalizm doğdu,
“özgürlük” dedi,
ama özgürlük sermayenin atına vurulan gem,
halkın boğazına geçirilen ipti.
Serbest rekabetin türküsü çoktan sustu,
(Rüyasız bir uykunun hikâyesi)
Gece indi,
Ama yıldızlar yoktu bu defa
Tank paletlerinin tozunda boğulmuştu gökyüzü
Savaşın gölgesinde büyüyenler, sadece ülkesiz değil; geleceksiz de bırakılır.
Sırtında okul çantası yoktu o çocuğun,
Bir halkın acısıydı yükü.
Sokak lambalarının altında,
Yalınayak ezberliyordu
Bir şehir vardı
adını acıdan öğrenmiş
taşları bile sessiz yürüyen
bir şehir.
Okulların duvarlarında
Her düzen, ömrünü uzatmak için
kendi suretini yeniden yaratır.
Kapitalizm de öyle:
serbestlik der, zincir üretir;
özgürlük der, toprağa gömülenleri unutturur.




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...