“Bağıranlar değil, susanlar iktidarı ayakta tutar.”
Mitingde aslan, mecliste kedicik
Kürsüde bağıran adam,
Kuliste kahve içer zalimle
Sanki kayıkçı kavgası —
Daha dün harman yerinde
omuz omuza türkü tutan eller
savaş meydanına sürüldü.
“Ulus adına” dediler
ama kimin ulusu?
Sis çökerken meydanlara,
koyunlar bıçağa sürtünür,
boyunlarında ölümün soğuk izi.
Kurtlar pusuda bekler,
karanlıkta gözün önünü göremeyen
Gecenin kıyısında yürürüm,
adımlarımın sesi bile susar.
Dilimde kelimeler
ama hepsi zincirlenmiş,
hiçbiri dökülmez karanlığa.
Henüz başlamadık diyorsun.
Ama taşlar çoktan yerinden oynadı.
Sokaklar,
sanki bir şey olacakmış gibi bakıyor.
Duvardaki yazılar bile geriniyor.
Kapitalizm doğdu,
“özgürlük” dedi,
ama özgürlük sermayenin atına vurulan gem,
halkın boğazına geçirilen ipti.
Serbest rekabetin türküsü çoktan sustu,
(Rüyasız bir uykunun hikâyesi)
Gece indi,
Ama yıldızlar yoktu bu defa
Tank paletlerinin tozunda boğulmuştu gökyüzü
Savaşın gölgesinde büyüyenler, sadece ülkesiz değil; geleceksiz de bırakılır.
Sırtında okul çantası yoktu o çocuğun,
Bir halkın acısıydı yükü.
Sokak lambalarının altında,
Yalınayak ezberliyordu
Her düzen, ömrünü uzatmak için
kendi suretini yeniden yaratır.
Kapitalizm de öyle:
serbestlik der, zincir üretir;
özgürlük der, toprağa gömülenleri unutturur.
Duru bir sabaha benziyordu gelişin.
Ne göze çarpıyordu
ne de saklanıyordu.
Bir bakış geçti gözlerimden —
hafif, eğreti, telaşsız.




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...