(Çinçin’in külleri altından filizlenenlere)
Bir sabah çöktü kepçeler
Çatılar değil, çocukluklarımız yıkıldı
Bir feryat koptu soba borularından
Duman değil, özlem tüttü evlerin bacasından
Bir sabah değil bu.
Bir aydınlık değil.
Sadece lambası patlamış bir hücrenin
karanlığına uyanıyorum.
Duvar karşıda.
Gökyüzüne bak,
Kaç dilde dua eder insanlar?
Türk’ün gözlerinde güneş,
Kürt’ün yüreğinde dağ,
Laz’ın sesinde deniz,
Adımlarında rüzgâr Çerkez’in.
Yorgun gölgeler birikir
sessiz bir şehrin kalbinde.
Kaybolmuş adımlar gibi dağılır,
unutulmuş hikâyelerin taşlarında.
Her gölge bir anı taşır,
Her insan bir gölge taşır,
ama bazı gölgeler, sahibinden önce ölür.
Bir mektup bırakıyorum
yırtılmamış
okunmamış
ama yazıldıkça eskiyen bir dille
Şimdi
Ne bir adın vardı
Ne de adresin.
Sesin sızıyordu uykusuzluklara.
Bir gece yürür gibi geçtim içinden
sana rastladım
Farkında değiliz,
aynı cam fanusun içinde
iki ayrı yalnızlık gibiyiz.
Zaman dışı anlarda,
tutkular bıçak sırtı,
her hece sen
Susarak geçtim kendimi,
bir taş gibi ağırdım omzumda.
İçimde usulca devrildi bir çağ,
ne söylesem yankılandı duvarlarda.
Yüzümü unuttum aynalarda,
Bir vakit, kralları devirmek için
bilimin ışığında yürüdü kitleler.
Tanrıların tahtı çöktü,
halk kendi göğsünde yıldızlar buldu.
Ama burjuvazi korktu,




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...