Tarih yürürken ağır ağır,
kaplumbağa adımlarında sürüklenirken çağlar,
kapitalizmde birden yıldırım çaktı:
hızla büyüdü ve hızla çürüdü.
Önce liberalizmin masasında
Kalbim bir et parçası değildi,
karanlıkta nabız tutan bir direniş ocağıydı adeta.
Göğsümde paslı bir kapı gibi inat eden damarlar,
%99 suskunlukla kilitlemişti yolu.
Ve gerçektir ki
Tekeller büyüdü, sermaye kabardı.
Artı-değerle yetinmedi doymayan kursak,
ellerini uzattı uzak diyarlara;
halkların toprağını “ulusal çıkar” diye yağmaladı.
Cepheye sürülen köylü,
Honduras sabahında
sandıklar umut diye açıldı,
ama ordunun çizmesiyle kapandı kapılar.
Zelaya, yoksulun ekmeğine dokununca,
tekellerin sofrasına bir dilim ayırınca,
Öyle bir dikiş attı ki Fatsa’ya
Ne askeri postallar sökebildi o izi
Ne de tarihin üzerine örttüğü tozlu perde.
O, koltuklarda oturup ferman yazanlardan değildi.
Terziydi;
Üniversite kapısında başlar umut,
Diploma kağıt değil —
Bir ömürlük alın terinin belgesidir.
Ama bu ülkede
Diploma, yoksulluğa mühürdür artık.
Barikatlarda büyür bedenim
Teni is, yüreği kıvılcım
Kurşun yememişse bir şiir
Eksiktir bana göre
Eksiktir
Dizeler kanamalı
Bir çocuk çizmiş duvara
Ev yok
Baca yok
Yalnızca üç kişi el ele
Güneş, saçma bir yuvarlak
Ve ortasında büyükçe bir gülüş
(“Ve buradaysa sadece beklemek, direnmek ve şiir...”)
Duvarın bu yakasında
Adımı dahi fısıldayamam
Ses, yankıya bile hasret
Nabzım kendi içimde atıyor
Bir damar susar bazen,
sessizce…
ne bağırır ne isyan eder
sadece çekilir içime doğru
bir karanlık gibi.




-
Aydan Güner Özdemir
Tüm YorumlarŞiirlerinizle tanıştığım gün, kelimelerin kıyısında yeniden doğdum. Her dizenizde Ahmet Arif’in o devrimci nefesini, halkın sesini ve aşkın en katıksız halini buldum. Toprağın derdini, göğün öfkesini, sevdanın ve direnişin şiirini bu kadar içten dokuyabilmek ancak büyük bir kalbe ve usta bir kaleme ...