Sor...
Vicdanlar pas tutmuş, dönmüyor çarkı,
Neden hep karanlık, bu yolun arkı?
Kalmamış kimsenin, o şanlı barkı,
Bu garip düzeni, kuranlara sor.
Ezber bozdum, bu çürümüş düzende
Binbir yara, kanar durur bedende
Hükmüm yalnız, şiir denen sezende
Kılıç diye, çektim sivri kalemi.
Yedi iklim gezse de yorgun ayaklarımı,
Bil ki ruhum taşır gizli dayanaklarımı.
Yüzümdeki çizgiye yazsa kışlar hüsranı,
Alev alev yandıran közüm ruhumda benim.
Hayatın zorlu yolu, sözüm ruhumda benim.
Rüzgar eser savurur kuru yaprağı,
Bahar biter hazan düşer bağlara.
Unutma ki cömert kara toprağı,
Selam söyle dumanlı şu dağlara.
On beş gün saydım da, aylar gibiydi,
Bir ağır badire atlattı başım.
Bu beden sanki bir yaylar gibiydi,
Zehir oldu ekmek, tat vermez aşım.
Şu mübarek Cuma’da.
Sabahın seherinde açtık yine dükkanı,
Bismillah dedik de tazeledik imanı.
Un tozuna karıştı ömrün her bir anı,
Şu mübarek Cuma’da hayır olsun rüyamız.
Geceler koynunda saklar sırları,
Ay ışığı öper taşlı yolları.
Bir zamanlar gülen eski çınarı,
Susmus köyler anı, hatıra vardır.
Ne mektubun gelir, ne haberin var,
Zamanın çarkında ezildim kaldım.
Gönül bahçesine yağdı donduran kar,
Kendi ateşimde süzüldüm kaldım.
Taburcu Türküsü...
Gönül bir kuş idi, kondu dallara,
Selam saldım Edremit’ten yollara.
Dert biter, gam gider; baktım fallara,
Yarın şafak vakti yolcuyum gayrı,
aşkın;Rüzgarın yağmurla yalnız kaldığı gibi
sessizdi beyinde düşüncenin duruşu
gönüllerde sevginin oturuşu
bir ışıltının kalplere vuruşuSize aşktan söz ediyorumDüşünmek sanki asi bir nehir
anlamak ise sanki büyük şehir
ışıkların uçuştuğu bir uzayda




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!