Güneşten parlak bir prenses yaşarmış,
Onurlu,şerefli Kazan Hanlığında…
Rus Çar’ı Korkunç Ivan göz koyuvermiş,
İstemiş prensesi,dikilmiş aşka…
Râzı gelmemiş,ne Hakan,ne de kızı,
Yürümüş korkunç Ivan ordularıyla…
Kum,
Ana eli gibi pürüzsüz,
Nazenin geldi bize…
Ağaç desen,
Belki baba avucu…
Şöyle nasırlıca,sertçe…
Bir akın başladı…
Duygulu bir göç,
Acıklımı acıklı…
Geride bırakıldı ocaklar,
Topraklar…
Her biri ata yadigârı…
Armut ağacının çevresinde,
Kovalamaca oynardık,
Annemle…
Bir doğum günümde,
Kahverengi yeni ayakkabılarım,
Geceyi geçirirdik,
İşte yine geçiyor satıcı sokaktan…
Anlam verilemeyen,belirsiz yüzüyle…
Vücutlar çıkıyor,evlerden,apartmanlardan,
Bu alışveriş pazarlıksız,veresiye…
Onu kullanırsın,ne alırsan hayattan,
Bağlayıp halatları yuvarlak beline,
Parlak bir güneşi çektiler,
Kara göklerin üstüne…
Dünyanın yazgısını taşıdılar,
Boynuzların ucunda,
Kan-ter içinde…
Besili tavuk,
Dertsiz,tasasızmış,
Sahiplerinin yanında…
Kocaman,kocaman,tâze,
Yumurtalar verirmiş onlara…
Gözdesi olmuş,
Kapkara bir yağmur düştü,
Yurdumun dağına,ovasına…
Yağladı tabancaları,mavzerleri,
Nefes verdi silahlara…
Bu sefer,
Kusmaya doymayan namlular ovdu,
Su,
Islatmasaydı tenimi…
Güneş,
Siyaha boyasaydı evreni…
Bahar kokulu bir hava,
Öldürseydi…
Kulvarımız,
Kıtalarca...
Gezginiz,
Yürürüz dünya kurulalı,
Dağlarca,ovalarca...
Ama muhabbet ile,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!