İlk seni soracağım,
Adımımı atmadan toprağına o diyarın.
Henüz omzumdayken bavulum,
O yol yorgunluğunda tesellim olacaksın
Vardığımda o şehre ilk seni soracağım.
Görünce boyunu fidan zannettim,
Bitmeyen dertlerim bitti inan ki.
Sevinç denizinin içinde yittim,
Gam, keder, ne varsa gitti inan ki.
Şehla gözlerini görünce bir an,
Kalabalık bir pazar yerinin köşesinde;
Üç beş kafes içinde, keklikler duruyordu.
Sıcak temmuz gününün, yakıcı güneşinde;
Belli ki, yaşlı adam, bunları satıyordu.
İnsanlar gelip geçer; bakarlar tutsaklara;
Divaneyim sevdan ile ey yarim,
Gezerim yıkıla yıkıla diyor.
Dile destan oldu aşk-ı efkarım,
Eyledin gönlümü istila diyor.
Çorum’un üstünden kalkınca duman,
Dilim dilim kesip, doğrasan beni,
Seviyorsun ya, yine gam yemem.
Ateşlere atıp kül etsen beni,
Kör etsen gözümü, yine gam yemem.
Her gün güldürmeyip, daim ağlatsan,
Çıktım ala karlı yüce dağlara,
Bir yanık türküyle sana seslendim.
Taşlara da arz eyledim derdimi,
Aşka gelip ağladılar, yandılar…
Ejder tepesinden sisle karışık,
Bülbüller ötmesin, güller açmasın,
Söyleyin kuşlara, bugün uçmasın,
Resmini camlara, yollara asın,
Muhsin Yazıc’oğlu hakka yürüdü...
Bağrımda dermansız bir yara bugün,
Bugünlerde içimde bir tuhaflık duyarım,
İki üç aydan beri düzen tutmaz ayarım!
İş yoğun, mevsim hazan, huzurum biraz noksan,
Tansiyon on sekizde, sıhhatim yerle yeksan!
Sahilden çıkardık sabah namazı,
Sürü göç yolunda kervan olurdu.
Merkep, koyun, keçi, inek ve tazı;
Bir heyecan, bir heyecan olurdu!
Cümle mahlûkatta farklı bir neşe,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!