Bir kez dönüp baksan maziye ne çıkar?
İstemem senden, ne bir tebessüm, ne bir buse lalezar.
Bir kez dönüp baksan ardına ne çıkar?
Hayalindir bu, beni sana bağlar.
Geçmiş zaman bu, ağırlığınca içe dolar.
Sen ne gülsün ne bülbül lalezar.
Şu mahallenin kedisi kadar
bir kıymetim yok dedi adam.
Banka yayılmış bir acayip somurturken.
Sokak kedilerine sahiplenen kız geçti yanından,
Uyuz köpekleri battaniyesiyle sarıp sarmalayan adam.
Saramadım yarin de kollarını
Veremedim acı da ilacını
Soranda ben bilemedim ayarını
Hadi oradan kız git işine!
Ben eğdim sen vardın mı yemişe?
Matruşka bebekler gibisin Hatçam
Ağzını her açtığında
Bir pırtik daha küçülürsün.
Tarlada meğel eder
Yirmi dört aralık bin dokuz yüz on beş sabahı
Saat beş on beş sularında top ve tüfekler
Yalımlar saçtılar Frenk kafirine karşı.
Babil harabeleri kadar tecrit edilmişti
Ve Kut’a mücavir azmaklar kadar
Yiğitlikte sığdı o bedbaht mütecaviz yığınlar.
Gamzelim, gülünce yâr, yıllanmış badedir.
Eyvanda bağdaş kurmuş, kimse bilmez haldedir;
Turnalara katar olmuş gidendir,
Yâr, nefesin bugün misk-i amber, badedir.
Habbesi kalmadı dünyada; gören gözler bendedir.
O sefil gönüle, dur mihnet eyleme!
Secde eyle ol mutlak Hakim'e.
Bir düş, bir lahzadır bu dem;
Ol muhabbet kaim eyle Hakim'e.
Ey gönül! Kurak iklimlere meyletme.
Yokluğunda düşen her yaprak gazel olup gitti.
Hatıran sıradağlar kadar diri.
Nicedir çerağ uyanmaz gönlümüzde,
Sen gittin biz yetim kaldık gönüller sultanı ey nebi…
Şeypur gibi titretir ismin her anıldığında gönül telimiz,
Ol iklimin avazı üşütmedi sensiz leyla.
Yağmuru, boranı, karı, vurmadı tenime leyla.
Halimden sual edem mi ben bilemedim leyla.
Gül kurusu şafak henüz sökmedi leyla.
Dört Nisan iki bin yirmide
Otuz vilayet ve dahi Zonguldak
Mühürlenmiş kalpler misali ezcümle
Birer birer kapattılar kapılarını üzerimize.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!