Bir zülfü siyah ki, eriyen karları dağların.
Ateşten dudakları, düşen ilk cemresi baharın.
Ol kızıl divaneyem ben, taştan taşa vuran çayların.
Ben okula gitmeden önce öğretmenim,
Aydede’den ölesiye korkardım.
Kurttan, kuzudan, karıncadan…
Ben okula gitmeden önce,
Gölgemden ölesiye korkardım.
Ülkene sevdalıysan erken ölürsün çocuk
Yaşamak dururken ölüm korkutur insanı
Sen yine sevdandan vazgeçme
Bilirsin sevda büyütür insanı.
Hayallerinden vazgeçme çocuk
Yorulmadın mı hâlâ?
Koşup durmaktan bıkmadın mı?
Haydi çocuk, gelsene bana.
Bilyeler, gazoz kapakları, bisikletler...
Söylemen yeterli,
Hey benim on dokuz yaşım, telaşım.
Bulutlara öykünüp semaya vuran başım.
Hey benim on dokuz yaşım telaşım.
Alın yazım, dilime dolanan şarkım.
O zalim örümceğe
Şiir yazılır mı dediler
Yazılır dedim.
Destanlara konu olacak hali yok ya!
Kurda, kuşa, taşa, toprağa yazılan şiir
Pekala ona da yazılır.
Bir vapur geçer karanlıklar içinde,
Serdümeni mahir bir kumandan.
Ak mı ak, yiğit mi yiğit,
Yekpare bir nurdan.
Serde özgürlük var diyen baştır.
Puduhepa
(Kral Hattuşili’den Pudihepa’ya)
Puduhepa sen Hatti ülkesine can veren parlak bir yıldız,
Sen, tebessümü geniş göz alıcı bir sedir
Beni son kez görecekmiş gibi sev.
Ellerimi ilk kez tutacakmış gibi sev.
Ve ilk sualini soracakmış gibi yaklaşıp
Kalbime dokunup öyle masumca sev.
Yine depreşti aşk-ı muhabbet efendim.
Süzüldü dimağdan hicranım efendim.
Yitip giden yılları gel bana sor.
Arzuyla yanan yüreği ten kafese sor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!