Bir gül…
Dalında mahkûm bir sır gibi titreyen
Ve ben…
O sırrın kapısında nöbet tutan diken!
Sevmek mi dedin?
Sevmek, bir uçurumun kenarında
Adını unutmadan yürümektir gecenin üstüne
Ve düşerken bile “o” demektir dudakların.
Dikeni var gülün…
Bilmeyen el uzatır, kanar da anlamaz
Bilen ise kanı ibadet sayar
Bir tek yaprak uğruna ömrünü yakar.
Ben ona yağmur olsam ne çıkar
Yolunu bahçesini koruyan
Diken olsam ne çıkar?
güneş olsam, merhem olsam
Hangi yarayı sarar?
Bir insan, bir insana
Kendi cehennemini taşımaktan başka ne yapar?
Ve o gözler…
Bir veba gibi çöker üstüme
Yeşil değil, kırmızı değil,
Hüküm rengi...
Bakışıyla insanı ya diriltir ya süründürür.
Bir gülün sevmesi…
İşte asıl yangın orada!
Çünkü sevilmek bile ağır bir imtihan
Her seven, biraz daha eksilir kendinden.
Ama zaman…
Zaman ki çürütür bütün hakikatleri
Gülü saksıya koymuşlar
Adına “sevgi” demişler
Ve seyirlik bir ölüye dönmüş bahar!
Kökünden kopan her şey
Güzel görünür bir süre
Sonra güzelliğin içinde
Sessiz bir ölüm büyür.
Ey insan!
Sen sevgiyi taşıyamadın
Ya kopardın, ya kuruttun
Ya da kendine benzettin.
Oysa bir gül
Dalında Allah’a emanet bir sırdır
Ve ona dokunan el
Ya aşk olur… ya harap!
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 11:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!