Sabahleyin gün ağarmaya başlarken
Serçelerin ilk -cik sesi
Bu ulu ağaçlardan gelir
Sonra tedricen çoğalır
Kocaman ağaçlar
Cik cik silsilesi çınlayan
Sen sevmeyegör bir hele, ey kişi
Gör, savurur rüzgar seni nereye
Bir ayrılık nerden gelir bilinmez
Değişmez bir kaide bu, delinmez
Ayrılık, sevmekle yapışık ikiz
Adam her gün
Bin tanesinin içinden geçtiği
Otun adını bilmiyor
Ayrı ayrı bin ot değil
Hepsi aynı bin ottan
Söz ediyorum
İsmi lazım değil
Bir kız ismi
Devamlı gülüyor
Öyle, pis suratlı, seni yok etmek isteyen
Bir kadın veya kız gibi değil
Malında maaşında gözü yok
Ey benim yeryüzünde
Denizler ve gökyüzünde
Ey benim yerler altında sinde
Sıratta hesap ve dinde
Yapayalnız ve mutlak
Tapınıyorum taktis ediyorum
Herşeyindeki herşeyinle seni
Dudaklarımın değebileceği
En erişilmez şey sayıyorum
Dudaklarıma sıkıştırdığın hayal buseni...
Okunun ezanlar sabahlar hasta
Bütün minareler derin bir yasta
Ekmek bulamayan yiyecek pasta
Dışalım giyotin kurulur yakın
Ne kütük ne teber nerde cellat
Nerede ibrişim eğrili halat
Artık herşey tomurcuklandı
Suyu ağır ceviz bile dallarının uçlarından
Son rüzgarlar ile
Yılana benzeyen
İlk yapraklarının
Sarmallarını açtı
Derenin içindeki zeytinler
Mavi bir masal dağına benziyor
Tıpkı mahire ablanın büyüttüğü kızlar gibi
Herş şeyi azıcık iri
Dağın doğurduğu peri
Zaman bakmaz senin
Hiç bir hayaline ülküne
Demir ağır polatlar döndürür
Beyninin içinde sağlı sollu
İnsan ayrılığa alışmasın bir kerre
Hasret denilen canavar birmilyar kollu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!