Tutkum sevdandır,
Ekmeğim, tuzum…
Güleç yüzlüm,
Göz nurum!
Toz bulutlardan sıyrılır da,
Seninle doğar yeni bir güne,
Tilki Selim
Zift içer, katran solur...
Çirkindi yüzü, bozuktu ağzı,
Küfreder durmazdı dili.
Dili dursa eli durmaz,
Sayardı gelmişini geçmişini...
Toprak sarılırmış çiftçinin ayağına
Bir kalıp çamur misali...
“Nerede emek, nerede göz nuru? ”
“Ne olursun vefa! ”
Sanma seni düşündüm yine derin derin
Sanma gözlerimden az önce akan sendin
Ben hep böyleyim bilirsin işte
Kendi halinde bezgin
Melankolik
(*) Şiirle,
henüz onikili yaşlarda başlayan tanışıklığımın
bende bir tutkuya dönüşmesi,
ilk gençlik yıllarımın muamma dolu deviniminde saklıydı...
Zaten bu yüzden onun,
“yazılamaz”
İki duygu var içimde;
biri aşk,
öteki hüzün...
İki bıçak kalbimde;
biri gözlerin,
Kaç kere söylenir,
Kaç kere dinlenir Narçiçeğim?
Bıkmaz mı insan tüy biter de dilinde,
Kendi kendine söylenir...
Yerle göğün kavuştuğu yerde
Bu yeni bir başlangıç değil,
Nede bir fikrin çıkış noktası...
Tavanda saçak, kapıda eşik...
"Bölünmesin uykularınız artık!"
Yakılsın kandiller...
Daha dün doğmadın mı sen?
Dün almadık mı kucağımıza seni?
Şubatın ilkiydi, tomurcuk açmıştın,
Bahara müjdeler olsun diye...
Şimdi avuçlarımızda büyüyorsun tazecik kokunla.
Ölüm dediğin şu çitin,
Bir adım ötesi olmalı...
Hop ordasın, hop burda!
Ve ben her gün bu yolda,
Bir başıma,
Seksek oynarım...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!