Seni sevmeğe mahkûm edildim bilemezsin;
Bir ecele, birde müebbete...
Ben iki kaşı iki göz üstünde,
Hayat boyu iz sürdüm de geldim
İzin üstünde...
Sana öylesine tutkunum ki
Tanrı şahidim olsun
Ne toprak yeryüzüne bunca bağlıdır
Ne güneş gökyüzüne
Bir sevda ki aşk teknesinde
Bir gece geç,
Hava soğuk ve ıslak,
Behzat geceleniyor...
Aklından memleketinin tombul ve pıtırak Nazendeleri geçiyor...
Sağlam çarık Behzat,
“Cemiyet-i Akvam”
“İnsan hakları”
“Küresel ısınma”
“Enerji!”
Babil’in gümrük duvarlarını yıktılar önce:
Bakma yüzüme İstanbul, küçülürüm.
Ben bir taşralıyım, gururluyum kırılırım.
Cilve yapma, şıpsevdiyim vurulurum.
Bakma yüzüme İstanbul, oynaşma benimle!
Aşk
Zayıflıksa eğer
İki kere zayıfım
Biri seni sevdiğimdendir
Diğeri çelimsizliğimden
Atım şaha kalkmış dörtnala gider.
Terkisinden duman savrulur,
Tozunda ter...
Bir ahir zaman yolcusu Şah'a gider!
Atım gider...
Kaf dağının başı duman
Ulviliği dilde yaman
Benim de başım duman amma
Ne selviyim ne ulvi
Kendi halinde gezeleyen
Adamın birinin
Tut ellerimden sımsıkı,
Al götür beni sevgilim!
Beni benden uzaklara,
Kendi dünyana götür...
Değiştir bendeki zamanın akışını,
Göz kapayıp açıncaya,
Köşe başları
Ve yol kavşakları işaretçilerle doluştu:
“Sağa! ”
“Sola!”
Taksim’e, Beyazıt’a…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!