Mezbeleye mekân kurmak elidarlıktır,
Kediyle köpeğin dostluğu işgüzarlık...
Bilirdim ki artıkla geçinen farklıktır,
Gel gör ki âdemi "insan" eden varlık!
Zorlanır da hani bazen
Kelimeler boğum boğum kursağına dizilir?
Kalemin kâğıdı yırtarcasına yazar,
Ya da öylece gezinir...
Ey şair müsveddesi!
Şamandıranın ucunda çırpınır durur körpecik yüreğim.
Süzülen ağır teknelerin bezgin köpüklerinde
Savrulur dipsiz derinlere...
Sığ bir özleyişle kürek çeker her dem,
Kıyıya hasret...
“Canım” demiyorum sana,
Canım dişimde yavrum bilesin!
Kaf dağının şahikası
Sabır taşının gediğinde...
Bir uçurum sevdası bu,
Turuncuyu severim,
Deli yıllarımı anımsatır bana...
Sigarayı bıraktıktan kelli,
İhtilal yüzü görmedim.
Tiyatro yıllarımızdı,
İki dirsek arasında mekik dokuyorum
giderken resmedip de geleceği
sabır dokuyorum dönerken
Merak edene ikrar ediyorum
önce seviyorum hayatı ve insanları
“Güven” demiştin bana,
hani güvendim de ne oldu sana...
Kolay mı sandın gurbet girdi araya?
Baba ocağı, ana kucağı,
sevgili sıcağı değilmiş gurbet.
Şer,
Her işin başı...
Şecaat,
Koru başı!
Ocak,
Yarım kilo dana eti.
Keskin bir rüzgâr esiyor Sarayburnu Sırtları’nda
Lodostan müzmin bir zatürree tehdididir bu.
Bab-ı Ali’den son ferman: “-Marmara çalkalansın! ”
Dalgalar döğer artık rıhtımı içinde fetih coşkusu,
On milyon rötarda şimdi
Martılar ada yolcusu...
Şah damarında bir devrik hayal,
Hayallerden masa üzerinde isli birer tortu.
Yıllardır beklemişti o kalın duvarı.
Mahrem, havasız o virane zindanı...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!