Şah damarında bir devrik hayal,
Hayallerden masa üzerinde isli birer tortu.
Yıllardır beklemişti o kalın duvarı.
Mahrem, havasız o virane zindanı...
Gecenin karanlığında
Musa'yı gördüm!
Elinde sihirli asa yerlerde sürüdüğü
Köhne bir mabedin
köşe başında...
"Eğilmiş mi? "
Gelirse işine,
İki kere iki “üç” eder(!) ...
Gelmezse işine,
Ortada ne yumurta var
Ne de fol...
Veda ederken o bilmece şehrine,
Tüm tekke ve zaviyeleri kapadım artık.
Son sokak lambasını da zahmetsizce,
Söndürüverdim gözlerimi yumarak...
Biliyorum bu şehir dar gelir artık bana,
Dedi “Ben!"
Gözlerinden sicim gibi yaş süzülen
Voltasında dümensiz gemi
Ser'inde abı hayat
Sedir gölgeliklerinde gezinen Nuh Peygamber değilem
Ve ben
Gurur duydukları dedeleri
Arşivden çıkıp bir gün onlara
Uzaktan
Ta gramofondan sesleneceğim
“—Şey!”
Parmağımı kanatan bir kırmızı
gül dikeniydi...
Kan yaprağa bulaşmışça,
Kökü toprağa!
Boş sokaklar paylaştı gece geç vakit yalnızlığımı,
Bir beden olduğum yegâne değildi koyup da giden gölgem.
Kol kola dolaştık tenhaları iki sırdaş dost gibi;
Anlatan ben oldum, dinleyen yine ben.
An gelir gözlerim boşluğa dalar
Hayat bu kızım bir yudum gerçek
Muhtevası biraz dram
Biraz komedi
Kahkahaları gönlüne doldur
Acıları sineye çek
Al işte!
Aradın ve buldun
İhtirasla, şevkle, istekle...
Yongası değil canın,
Özgeçmişin, namusun, vatanın...
Mal emval




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!