Saat sabahın yedisi uyanıyorum bir daha
Gözlerim tavanda yarı açık yarı bezgin
Doğrulup yataktan esniyor ve kalkıyorum
Perdeyi aralıyor buğulu yüzünü siliyorum
San ki gelinlik giymiş gibi kar giyinmiş
Masmavi gözleriyle sisleri yırtarak bakan
Yakalandım
Tam seni severken
Sorgulara düşürüldüm
Başımda birileri
Onlar soruyor da
Ben soramıyorum
Düşünemezdim günün birinde
Seninde tozlu raflarımdaki
Eski bir fotoğraf albümünün
Ücra ve dağınık sayfalarında
Öylesine soğuk bir surat olarak
Siyaha çalınmış hatıralar arasında
Kocaman bir mıh gibi
Çak gitsin beni yüreğine
Öyle ki otursun, çıkarınca
Kan bulaşsın maziye...
Kızarsın, utancından değil
İstanbul’a ne zaman
Sağnak yağsa yağmur
Benim üzerime
Şarjörden boşalırsacına
Gümüş kurşunlar yağar...
Bir Eylül sabahıydı
Gideceğini bilmeden uyandığım
Bitti diyeceğini bilmeden
Yıkılası bir Cumartesi günüydü
Hava biraz hüzünlüce...
Ne yapsam da
Tüm yollar sana çıkıyor
Ben saklandıkça
Beni buluyorsun
Ben kaçtıkça
Benim oluyorsun
Kuş uçmaz kervan geçmez
Makamsız bir yalnızlık türküsünde
Kanı akmaz sesi çıkmaz
Yürekler yetmez acılardayım...
Ve artık adım gibi eminim
Adım küçük harfle başladı
Ve bitti...
Tıpkı ben gibi,
Ben de dünya ya
Küçücük geldim
Ve öylece biteceğim
Yarım bir ben kaldı
Beraber gezip tozduğum
Oturup içtiğim ağladığım
Bir köşede sızıp kaldığım...
Yarım bir ben kaldı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!