Sesin; çın sabah, çın akşam, çın her an, çın, çın…
İlaç mı, yoksa hangi konçerto bu?
Gözlerin; cihannüması kâinatın.
Kübik mi, yoksa hangi tablo bu?
Sessiz bir şiirim işte...
İki odalı bir yüreğime neler sığdırdım,
Yumruk kadar kalbimle büyük sevdim,
Sevdam tutuşturdu felekleri de
Bir kalbin tek göz odasına giremedim...
Kalbimin kapılarının odalarını kilitledim,
Sessizliğin sesini dinliyorum bu gece.
Ağlıyor yıldızlar, düşüyor damla damla gönlüme.
Ruhum kanatlanmış, arar bedenimi yeryüzünde.
Çınlar sessizlik bu gökkubbede;
Hıçkırıklar boğar bedenimi sana hasret, sensizliğimde.
Sen sevdin beni, kendi içime gömülmek üzereyken,
hatıra olarak su üzerine yazdıklarımı bırakırken,
bir çiçek gibi orada bir yerlerde batmamı izliyorken.
Yağmurlar yağdırdın topraktan gökyüzüne doğru;
sonra gökyüzünden
Gökyüzünde karışıyor bak, renkler.
Güneş yine bizi muhteşem büyüler.
Uzak mıdır, yoksa yakın mı bizi ısıtan sevgiler?
Sen yanımda yoksun ya, ölüyor kelebekler.
Ne cennet mizanı korkutur beni
Karanlık çökünce Galata’nın üstüne
“Bir zamanlar…” diye başlıyor cümlelere.
Nice âşıklar geldi geçti yollarından.
Kimi şifâ buldu aşktan,
kimi medet umdu taştan.
Benim için mi yazıyorsun
yoksa
şiirlerinde beni mi kullanıyorsun?
Deme bana!
Çünkü sevgilim,
Nasıl yanmıştır yüreği…
Dokunsanız küle döner elleri.
Kurumuştur gözleri
ağlamaktan ve yanmaktan geceleri.
Hep aklındadır son sözleri.
Seni böyle sevmek:
—en güzeli—
Uzaktan, sessizce seni anmak,
—acıtmadan—
Yaklaşamamak, dokunamamak,
—kırmadan—




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!