Gezgin bir ruhum var bu ten kafesinde
Sürgün olmuş bir gönlüm var ülkesinde
Seni arıyorum nemli gözlerinin içinde
Kaçmıyorum senden bu yalnızlık içinde
Gözlerinden ayrı kalmanın acısını
İçimde yaşadım yıllarca.
Sıcaklığında erimenin keyfini
Yaşayamadım başka hiç kimsede.
Yalnızlığımın ayak seslerini duyduğum bir vakitte
Sen doğdun yine gönlümün en ücra köşelerine
Bir yaram var içimde
Durmadan kanar
Sensiz geçer her ânım
Akar gider dakikalar
Ömrümü kanatır düşünceler
Güneş doğar aydınlanır dimağım
Güneş batar seninle baş başayım.
Doğ artık Güneş battığın yerden kurtulalım!
Sensizlikten yıldım, bıktım.
Cemâlinle dertleşmek ister duygularım.
Senin sâyende vardır hak alacaklarım
Yok! Hiçbir şeyim yok!
Yalnızca sen varsın.
Yaralarım kabuk bağlamaya başladıkça
Yeniden kanıyor senin olduğun yerden
Yaramsın hiç kapanmayacaksın!
Nisan yağmurunda hayâllerimi sende buldum
Gökkubbede boğulup kalbinde hapsoldum
Sabah serinliğiydi tenin, sesin âsi ruhum
Sana en güzel şekilde hitâp ediyorum: İstanbul’um
Hediyeler beklersin benden umarsızca bu akşam
Ayrılıklarla başladı yaş almamız
Önce anamızdan ayrıldı bedenlerimiz
Ayrılığın en büyüğünü tatmışız
Ayrılıklarla başladı olgunlaşmamız
Yarım kalanları hep şiirle anlatmışız...
Her şey fâni, her şey boş;
Karanlık bir dünyadayız aslında:
Görüntülerin hepsi yalan, ışıklar loş.
Bir hâle belirir yine de umut için yarınlara,
Haykır karanlığa: “Yaşamak ne hoş!”
Gözlerindeki bir damlaya
Dudaklarındaki titremeye
Saçlarının rengine
Bir mavi sürgün yaşıyorum.
Dağ başındaki bir çiçekte
Okyanus tabanındaki bir istiridyede
Güzel bir söz söylememeye yeminin mi var bana?
Çok değer verdiğim için hep üzülmek revâ mı bana?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!