Kara kışa kıran girdi
Gece güne gölge etti
Göl çöle düştü suyun içti
Sel sildi süpürdü
Yel elin oldu, el düşürdü
Kendimi kaydetmediğim sürece
Kaybetmeyi severim
Yeni bir sayfa açılır önümde
Temizdir, her şey olabilir
Yazılmadan bile...
Hiç beklemediğin anda
Ansızın, bir yıldız gibi düşersin
İçine dert olur kaçan son gemi
İçinde kalan ömrün, kayıp bir şehir
Kıyısında sana ait bir liman
Kimliksiz aidiyetin son pişmanlığıdır
Kendine aldanmış insan pişmandır, Kendini olduğu gibi kabul edene kadar Kendisini Düşman olarak tanımlayacaktır
Aşk çalar, kayıtsız keskin virandır yurdum
Gam salar, durgun sularda dalgalı ruhum
Divane gezer, başsız; yardan savrulurum
Susar içimdeki yangın, çığ gibi vurgun
Meçhule demir almışken ufuktaki gemi
Ne gam, ne tasa
Umurumda mı dünya
Kime az geldi?
Kim kaldı da kendine, vermedi?
Zahmeti çekene, bereketi işi bilene
Bu cihan herkese yeter
Zaman aratır
Kırık zembereği
Bir dirhem çekirdeği
Kim bilir şimdi nerede?
Kiminle?
Kimi gidenler, izinde kalır
Kimileri kalmaya, çoktan gitmiştir
Nereye gittiğinin bir önemi yok
İnsan dön-e-meyene kırılıyor
Ve İnsan gün batımında
Bir daha “gelirim” diyemeyen sessizliğe yeniliyor
Kimi sever insan?
Uzaktaki,
Eskitemediğini...
Eksiltemeden yürekten,
Üç günde sev-e-mediğini...
Kıyamda kıyıldı nikahı kıyametin
Kimse kim? Var mı önemi vekâletin?
Yoldan çekilmiş nöbetteki şeytan
Yer gök; kana bulanmışken, doymayan insan...
Aması yok, âmâsı çok karanlığın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!