Bir niyaz ile düştüm bu yola,
adı aşk olan bir imtihana.
Nefs dediler karşıma çıkan gölgeye,
ben onu hakikat sandım evvela.
Bir mürşid gerek idi gönül çölüne,
Sonsuzluğa doğru
bir başıma yürüyorum.
Arkamda
yarım kalmış cümleler,
adını koyamadığım sevinçler
ve bir şehir
Giden gitti demem,
giden içimde durur.
Adını söylemem,
söz incitir.
Hasret dedikleri
Başak sararırken çıkar ortaya,
Sessiz gezer tarlada, geceden, sabaha.
Buğdayın canına göz diken süne,
Bilgiyle yenilir, aceleyle değil yine.
Kışlak aranır dağda, taşta önce,
Tutmuyor dizlerim
Varam gidem yüce(karlı) dağa
Vermiyorlar fermanımı
Çıkam gidem nazlı yâre
Yüce dağlar karlı boran
Unutamam seni aklım var oldukça
Bir anda kayıp etsem deli olurum
Kalbim senin kalbinde hala
Sen yaşadıkça ben var olurum
Hala ellerin ellerimde sanki
Uyan Uykulardan Sevdiğim Uyan
Derde düştüm yok mu çare bulan
Gönül yarasını yok mu saran
Gurbet elin gecesi soğuk oluyor
Anasız babasız yavrum ağlıyor
Seni sevmek,
bir “ben”i iptal etmekti.
Çünkü insan
bir başkasını severken
kendi varlığını
geçici olarak askıya alır.
Ben, bir sorunun içinde doğdum.
Cevaplar sonradan geldi
ve hiçbirine yakışmadım.
Varlık, bana biraz bol geldi;
hiçlikse omuzlarıma tam oturdu.
Ey nûr-ı didem, üç cevheri can, üç duayı dergâhım,
Sizde tecellî eder rahmeti Hakk’ın nigâhım.
Bu fânî menzilde ey gonca-i bâğ-ı bekā,
Sabr ile yürüyen bulur hakîkatin rızā.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!