Açın kapıları, açın pencereleri,
Nefesim daralıyor, nefesim…
Ne bir hava, ne küçük bir büse,
Nefesim daralıyor, nefesim…
Gökler bile tutsak sanki bu sıkışıklıkta,
Ne Sanırlar Beni…
Kel kafa, esmer ten…
Bir seksene yakın, suskun bir gölge.
“Fiziğin yerinde,” derler.
Ama kimse bilmez;
insanın en ağır yükünün
Ne var ki sende, bu akıl?
Ne var ki sende, bu dert?
Göğsünü gere gere çırpınır
Bu yürek… ne var ki?
Bir sözün düşer içime,
Sustuğum yerden büyür.
ölürsem
beni seninle ararlar
bir akşam vakti
paslı bir yalnızlık iner şehrin omzuna
sokak lambaları titrer
rüzgâr adını taşır kaldırımlara
Bugün bir yaş daha düştü omuzlarıma,
Ama bu bir yük değil… biraz daha hayat.
Geçmiş cebimde, anılarla dolu,
Gelecek ise hâlâ bana umutla bakar.
Otuz dört…
Öyle bakma bana, çocuk…
Gözlerin çok şey söylüyor
Söylenmemiş, yarım kalmış
Bir masalın içinden bakıyorsun sanki.
Senin yaşında bir gülüş olmalıydı yüzünde,
Öyle bir yaz ki
sevdalılar otursun bir köşeye,
elleri titresin sayfaları çevirirken,
gözleri dolsun;
çünkü her mısrada
kendi kalplerinin kırık sesini duysunlar.
bir karga geçti direğin ucundan
gökyüzüne çizik attı siyah bir düşünce gibi
tarlalar sustu
toprak bekledi
belki bir adımını, belki sesini
uzakta bir köpek havladı
Ben, kırk gün kırk gece sayfalara baktım,
Kırkıncı gece kaleme küsüp sayfaları yaktım.
Şiire küstüm.
Döndüm dolaştım yine sana geldim.
Soğuktu, kardı, borandí, fírtinaydi.
Gözlerim seni görmezken, o gri sislerin içinde seni aradım.
Seni anlatamıyorum,
nasıl anlatsam ki…
Bir kadını kelimelere sığdırmak
denizi avuçta taşımak gibi.
Kokunu anlatamıyorum mesela,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!