Martı kanadında havalıydı
güneşten kopmuş ışıktı özgürlük
suya değdiğinde kırılmasaydı eğer
Uçurtmanın kuyruğundaki mavilikti
göçmen kuşların kanadına takılıpta
Sen gidince;
soldu, saksımdaki güllerim
kuşlar ötmez oldu penceremde
ev ıssız,
sokak ıssız;
odalar sessiz;
İçimde beni ateşe iten birşeyler var, içime ateşi atan biri var.
Pişmanlık yapışmış paçalarima
Kirpiklerimde hüzünlü damlalar
Belki geçecek kapimdan
Bir gülüş kadar kısa
Bir bakış kadar giz dolu yolcu
Kandillerle süslü minarelerdi ilk bekleyenin
Güllerle süslü saflarda yolunu gözleyenlerin
Ne kadarda özlemişiz seni ey yar!
Gecenin derinliğinde uyanan gözler şahidi
Rıhtımın demirlerine yaslamış başını
Hayalini dolaştırır masmavi sularda
Ağarmış saçlarında tutsak etmiş yaşını
Bir sevda yükünü yitirmiş en son vapurda.
Bir çöpçü süpürür ardından, sessiz izleri
Seher yeli gel de yüzümü okşa!
geceden kalma emanet karanlığı al
çölde kutsanmış sular öpsün yüzümü
ve her zerremi imanın aydınlığı...
Ellerimin arasındaki sadece bir baş mı?
sanmam;
Onsekizindeydim
Güneşin soldurmadığı amazon yeşili
Bir orman kuytusu gözlerin vardı
Başak rengi örülü bir demetti saçların
Rüzgârın her esişinde savrulan,
Savruldukça da yüzleri okşayan saçların.
Bugün bir başka kokuyor toprak
yağmur sonrası tüm ağırlığıyla
şarkılar yayılıyor açık pencerelerinden
iç içe geçmiş kerpiç evlerin;
hem de en sevdiğimiz şarkılar
Ajdanın kimler geldi kimler geçtisi
Gecenin bir anında
Yarım ağız gülen bir ay ışığı
El ayak çekilmiş, ıssız bir an
İçimin sesini duyacak kadar sessiz..
Duvarlarda yürüyen ve koşanlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!