İstanbul’un en güzel mevsimi sonbahardır
sapsarı altınlar gibi dökülen yaprakların
ruhu okşayan hışırtısına kulak kabartılır.
Üsküdar’da, Çamlıca da içilen çayların tadı doyumsuzdur;
dökülen yaprak oldu mu hoş amma,
yitirilen dostlar olunca burulur yürekler inceden
Yaşadığı yerde mutlu olmalı insan,
soluduğu hava sökmüyorsa ciğerlerini,
içtiği sigara yakmıyorsa genzini,
hele bir de tutmuşsa sevdiğinin elini
kök salıp bağlanmalı şehrine.
Doğduğu topraklara hasreti bitmeyecek
Bir eylül sabahında yere düşerken
Sarı yapraklar kurutmuş ıslak bedenimi
Hüzünlü bakışlarımın sebebi budur
Yarım dudak gülüşleriminde keza
Bir eylül sabahı kapım vurulurken
Yazdığım şeyler duygularımdır
içimde büyüttüğüm bir sevgi,
gökyüzüyle buluşmaya hasret
bir hücre mahkumu,
meme isteyen bebek,
uçmak isteyen kelebek;
Yolculuk işte,
Ahşap binaların arasından geçiyorum
önce dik yokuşlar karşılıyor adımlarımı
cumbası fesleğenlerle süslü camlar
ve nefes alışım gibi gıcırdayan yapılar.
Yolun yarısına bir adım kala
Geriye dönüp de bakmak istiyor insan
eksilerden kurulmuş basamaklar
akla ziyan sorular
o basamakları nasıl aşmış bu adımlar
Bu şehrin insanları tuhaf bir bilmece
Kuşu,böceği; çiçeği de keza
Pencere kenarında dalıp giden gün
Atılan ekmeğe lakayıt martılar
Boğazdan gelip geçen gemiler
Ve işte, kadim şehirde ilk saatler.
Bir gece, bir güzel gördüm
Bir Ahu sanki kelimeler etmez kifayet
gece mail olmuş, alem bitâkat
söz sûkut olmuş, sûkut bimarifet
gözlerinde yanar aşkın ateşi
venüs'ün, züleyha'nın kız kardeşi
Zaman nasıl da akıp gitmekte
dün neredeydik, şimdi neredeyiz
ne çabuk da ağardı saçımız, sakalımız,
yüzümüzde çizgiler,
gözlerimizde garip bir alem
demek, hiç farketmemişim yaşlandığımı
Yalancı baharı yaşıyorum yüreğimde
bir ikilem içindeyim, anlatılmaz
bir yanım, çöl sıcağında suya hasret
öbür yanımı sorma; sanki kıyamet.
Bir çift zeytin karası gözde, kayboldunuz mu hiç?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!